e-HABER, e-SAĞLIK

Kanser Riskini Hedefleyen Sakız

kanser-riskini-hedefleyen-sakiz

Mikropları Hedefleyen Sakız...

15:13:40

Kanserle İlişkili Mikroplara Karşı Sakız

Pennsylvania Üniversitesi‘ndeki araştırmacılar, baş ve boyun kanserleriyle ilişkili bazı virüs ve bakterileri ağız ortamında hedef alabilecek biyomühendislik ürünü bir sakız geliştirdi. Laboratuvar ortamında hasta örnekleri kullanılarak test edilen yaklaşım, özellikle insan papilloma virüsü (HPV) ile ağız kanseriyle ilişkilendirilen bazı bakterilerin miktarını belirgin biçimde azaltmayı başardı…

Araştırmacıların geliştirdiği yöntemin dikkat çekici tarafı, geleneksel tedavilerden farklı olarak doğrudan ağız içindeki mikroorganizmaları hedeflemesi. Baş ve boyun skuamöz hücreli karsinomu (HNSCC), ağız boşluğu, boğaz ve gırtlak gibi bölgeleri etkileyebilen ve çok sayıda risk faktörü bulunan bir kanser grubu. HPV enfeksiyonu da özellikle orofarenks bölgesindeki bazı kanserlerin gelişiminde önemli bir rol oynuyor.

Çalışmada geliştirilen sakız, bu nedenle yalnızca sıradan bir ağız bakım ürünü olarak değil, ağız içindeki belirli biyolojik hedeflere müdahale etmek üzere tasarlanmış deneysel bir tedavi platformu olarak değerlendiriliyor.

HPV düzeylerinde belirgin azalma

Araştırmacılar, sakızın etkinliğini değerlendirmek için baş ve boyun kanseriyle ilişkili mikroorganizmaları içeren hasta örneklerinden yararlandı. Laboratuvar testlerinde elde edilen sonuçlar, sakızın tükürükte bulunan HPV düzeylerini %93’e varan oranda azaltabildiğini gösterdi. Ağız gargarası örneklerinde ise HPV miktarında yaklaşık %80’lik bir azalma gözlendi.

Bu sonuçlar özellikle dikkat çekici çünkü HPV, yalnızca cinsel yolla bulaşan bir virüs olarak değil, baş ve boyun kanserlerinin belirli türleri açısından da önemli bir risk faktörü olarak kabul ediliyor. Enfeksiyonların büyük bölümü bağışıklık sistemi tarafından zaman içinde kontrol altına alınabilse de bazı kalıcı HPV enfeksiyonları hücresel değişikliklere ve yıllar içinde kansere yol açabilecek süreçlere katkıda bulunabiliyor.

Ancak burada önemli bir ayrım var: Araştırmacıların elde ettiği sonuçlar, sakızın HPV kaynaklı kanseri tedavi ettiğini göstermiyor. Deneyler laboratuvar koşullarında gerçekleştirildi ve ölçülen şey, örneklerdeki virüs miktarındaki değişimdi. Dolayısıyla ortaya çıkan yüksek oranlar, henüz insanların bu sakızı çiğneyerek HPV enfeksiyonundan veya kanserden kurtulabileceği anlamına gelmiyor.

Bakteriler de hedefleniyor

Sakızın tasarımı yalnızca virüsleri hedeflemekle sınırlı değil. Araştırmacılar, ağız mikrobiyotasında bulunan ve çeşitli hastalıklarla ilişkilendirilen iki bakteriye, Porphyromonas gingivalis ve Fusobacterium nucleatum‘a da odaklandı.

Her iki bakteri de ağız sağlığı açısından önem taşıyor. P. gingivalis, özellikle diş eti hastalıklarıyla güçlü biçimde ilişkilendirilirken, F. nucleatum ağız mikrobiyotasının yanı sıra çeşitli kanser türleriyle bağlantılı araştırmalarda da öne çıkıyor.

Araştırmacılar, sakızın yapısını bu mikroorganizmaların hedeflenmesini sağlayacak şekilde geliştirdi. Antimikrobiyal özellik taşıyan protegrin adlı peptidin formülasyona eklenmesiyle tek doz uygulamanın söz konusu iki bakterinin düzeylerini neredeyse tamamen ortadan kaldıracak kadar düşürdüğü bildirildi.

Buradaki yaklaşım, ağızdaki bütün mikroorganizmaları yok etmek yerine belirli zararlı mikropların miktarını azaltmaya dayanıyor.

Bu ayrıntı önemli. Çünkü ağız, çok sayıda farklı bakteri ve mikroorganizmanın birlikte yaşadığı karmaşık bir ekosistem. Bunların tamamını ortadan kaldırmak sağlık açısından yararlı olmayabilir.

Sağlıklı bakterileri korumak

Çalışmanın en önemli yönlerinden biri de burada ortaya çıkıyor. Araştırmacılar, geliştirilen sakızın hedeflenen zararlı mikroorganizmaları azaltırken ağızda doğal olarak bulunan yararlı bakteriler üzerindeki etkisini de inceledi.

Sonuçlar, yöntemin geleneksel kanser tedavilerinde görülebilen geniş kapsamlı mikrobiyota bozulmasına kıyasla daha seçici bir etki sağlayabileceğine işaret ediyor.

Özellikle radyoterapi, baş ve boyun kanserlerinin tedavisinde önemli bir yöntem olmasına rağmen ağız dokularında ciddi yan etkilere neden olabiliyor. Tükürük bezlerinin zarar görmesi, ağız kuruluğu, tat duyusunda değişiklikler, mukozal hasar ve ağız içindeki mikrobiyal dengenin bozulması bunlardan bazıları.

Bu nedenle kanser tedavisinin kendisi tümör hücrelerini hedeflerken, ağız içindeki normal dokular ve mikrobiyota da bundan etkilenebiliyor.

Yeni sakız yaklaşımının potansiyel avantajı ise daha seçici bir müdahale yapabilmesi. Eğer gelecekte insanlar üzerinde yapılacak çalışmalar da benzer sonuçlar ortaya koyarsa, belirli hastalıklarla ilişkili mikroorganizmaları azaltırken ağız mikrobiyotasının geri kalanını mümkün olduğunca koruyan yardımcı bir tedavi geliştirilebilir.

Lablab fasulyesinden biyolojik silah

Sakızın formülasyonunda kullanılan temel bileşenlerden biri de lablab fasulyesi olarak bilinen Lablab purpureus bitkisinden elde edilen bir protein bazlı yapı.

Bu malzeme, araştırmacıların daha önce geliştirdiği ve virüsleri yakalama veya etkisizleştirme potansiyeli bulunan FRIL adlı antiviral proteini taşıyabilecek bir baz oluşturuyor. FRIL’in HPV’yi hedeflemesinin ardından, protegrinin eklenmesiyle formülasyonun bakterilere karşı da etkili hale getirilmesi amaçlandı.

Böylece tek bir sakız içinde iki farklı biyolojik mekanizma bir araya getirildi: Biri viral hedefleri azaltmaya, diğeri ise belirli bakterileri etkisiz hale getirmeye yönelik.

Sakız formunun seçilmesi de rastlantı değil. Ağız içinde kullanılan bir ürünün doğrudan tükürükle temas etmesi, hedef mikroorganizmaların bulunduğu bölgeye aktif bileşenlerin taşınmasını kolaylaştırabilir. Ayrıca sakız çiğnendikçe içerdiği maddelerin ağız ortamına kontrollü biçimde yayılması mümkün olabilir.

Bu yaklaşım, ileride ağız sağlığı ile sistemik hastalıklar arasındaki bağlantıları hedefleyen başka biyomedikal ürünlerin geliştirilmesine de kapı açabilir.

Kanser tedavisine alternatif değil

Bununla birlikte çalışma henüz erken aşamada. Elde edilen sonuçların önemli bir bölümü laboratuvar deneylerinden geliyor ve gerçek hastalarda aynı etkinin görülüp görülmeyeceği henüz bilinmiyor.

Örneğin laboratuvar ortamında HPV miktarının %93 oranında azalması, insan vücudunda enfeksiyonun %93 oranında azalacağı anlamına gelmez. Ağız içindeki gerçek mikrobiyota çok daha karmaşık olduğu gibi tükürük akışı, beslenme, bağışıklık sistemi, kullanılan ilaçlar ve kişinin genel sağlık durumu da sonuçları etkileyebilir.

Aynı durum kanser açısından da geçerli. HPV veya belirli bakterilerin azaltılması, tek başına tümör oluşumunu engelleyeceğinin veya mevcut bir tümörü tedavi edeceğinin kanıtı değil.

Bu nedenle geliştirilen sakızı mevcut kanser tedavilerinin alternatifi olarak değerlendirmek için henüz çok erken. Daha ileri laboratuvar çalışmaları ve ardından güvenlilik ile etkinliği değerlendiren klinik araştırmalar gerekiyor.

Ucuz ve erişilebilir olabilir

Araştırmacıların yaklaşımının uzun vadede ilgi çekmesinin nedenlerinden biri de potansiyel olarak düşük maliyetli ve kolay uygulanabilir olması.

Sakız biçimindeki bir ürün, enjeksiyon veya hastane ortamında uygulanan karmaşık tedavilere kıyasla çok daha basit bir kullanım yöntemi sunabilir. Eğer klinik çalışmalar güvenli ve etkili olduğunu gösterirse, özellikle ağız sağlığı açısından yüksek risk taşıyan kişilerde yardımcı bir koruyucu yaklaşım olarak değerlendirilebilir.

Bununla birlikte “koruyucu tedavi” kavramının da dikkatli kullanılması gerekiyor. Bir ürünün belirli mikroorganizmaların miktarını azaltması, uzun vadede kanser riskini ne ölçüde değiştirdiğinin kanıtlanmasını gerektiriyor. Bunun için yalnızca kısa süreli mikrobiyolojik ölçümler değil, çok daha uzun süreli klinik takipler gerekiyor.

Scientific Reports dergisinde yayımlanan çalışma bu nedenle daha çok bir konsept kanıtı niteliğinde. Araştırmacılar, ağız içindeki hastalıklarla ilişkili mikroorganizmaların seçici biçimde hedeflenebileceğini göstermiş durumda. Bundan sonraki aşama ise bu yöntemin insanlarda gerçekten güvenli, sürdürülebilir ve klinik açıdan anlamlı bir fayda sağlayıp sağlamadığını ortaya koymak olacak.

Eğer bu soruların olumlu yanıtları bulunursa, geliştirilen sakız yalnızca baş ve boyun kanserleriyle bağlantılı mikroorganizmaların kontrolünde değil, ağız mikrobiyotasının hastalıklarla ilişkisini hedefleyen daha geniş bir tedavi yaklaşımının da öncüsü olabilir.

Şimdilik ise ortada umut verici fakat deneysel bir teknoloji bulunuyor. En dikkat çekici sonuç, tek bir ürünle hem HPV gibi viral hedeflerin hem de P. gingivalis ile F. nucleatum gibi bakterilerin azaltılabilmesi ve bunu yaparken ağızdaki yararlı mikrobiyal topluluğun büyük ölçüde korunabilmesi. Ancak bu bulguların gerçek bir koruyucu veya tedavi edici yönteme dönüşmesi için klinik araştırmaların sonucunu beklemek gerekiyor.

Bu içeriği beğendiyseniz lütfen çevrenizle paylaşınız…
Etiketler: , ,
error: İçerik korunmaktadır !!