Enigma İle Karıştırılmamalı...
14:47:11
Almanlar Mesajı Nasıl Şifreledi
Birinci Dünya Savaşı’nın son günlerinden kalma, 27 Kasım 1918 tarihinde gönderilmiş bir Alman askeri telsiz mesajının şifresi GPT-6 Astra kullanılarak çözüldü. Mesaj, Alman ordusunun 1918’de kullandığı ADFGVX şifreleme sisteminin bir örneğiydi ve uzun süredir çözülemeyen mesajlar arasında yer alıyordu. Çözümün dikkat çekici tarafı yalnızca yapay zekânın şifreli metinden anlamlı bir Almanca metin çıkarması değil, ortaya çıkan bilginin bağımsız tarihsel kayıtlarla da karşılaştırılması oldu. Böylece çalışma, yapay zekânın yalnızca bir soruya yanıt vermesi değil, varsayımları sınaması ve elde ettiği sonucu farklı kaynaklardan doğrulamaya çalışması açısından da ilginç bir örnek ortaya koydu…
Şifre Nasıl Çalışıyordu
ADFGVX, Birinci Dünya Savaşı’nın son döneminde Alman ordusu tarafından kullanılan karmaşık bir el şifreleme sistemiydi. Adını, sistemin kullandığı altı sembolden alıyordu: A, D, F, G, V ve X. Sistem temelde iki farklı işlemi bir araya getiriyordu.
İlk aşamada harfler ve sayılar 6×6’lık bir tablo üzerinden ikişer sembolle temsil ediliyordu. Örneğin belirli bir karakter, tablodaki satır ve sütununu gösteren iki harften oluşan bir çiftle kodlanıyordu. Bunun ardından ikinci bir işlem uygulanıyor ve ortaya çıkan semboller bir anahtar kelimenin belirlediği sütun düzenine göre yeniden sıralanıyordu. Bu nedenle mesajı çözmek için yalnızca ADFGVX tablosunu bilmek yetmiyor, doğru anahtar kelimeyi ve sütun sıralamasını da bulmak gerekiyordu.
Söz konusu sistem o dönemde Alman askeri haberleşmesinin korunmasında önemli bir rol oynadı. Ancak savaş sırasında İngiliz ve Amerikan istihbarat birimleri çok sayıda ADFGVX mesajını ele geçirdi. Savaştan sonra bu materyalin bir bölümü ABD’li istihbarat subayı James Rives Childs tarafından muhafaza edildi. Daha sonraki araştırmalarda bu arşivde yer alan yüzlerce şifreli metin yeniden incelendi. George Lasry, Ingo Niebel, Nils Kopal ve Arno Wacker’ın 2016 tarihli çalışmasına göre Childs tarafından korunan koleksiyonda 668 ayrı kriptogram bulunuyordu ve araştırmacılar bunların 618’ini, yani yaklaşık yüzde 93’ünü çözmeyi başardı. Buna rağmen bazı mesajlar çözülememiş olarak kaldı.
Astra’nın Bulduğu Anahtar
GPT-6 Astra’nın üzerinde çalıştığı 170 karakterlik mesaj da bu çözülemeyen metinlerden biriydi. Mesaj, 27 Kasım 1918’de gönderilmişti ve J. Rives Childs’ın ADFGVX arşivine dayanan kayıtlarda yer alıyordu. Prinz tarafından 17 Eylül 2026’da yayımlanan çalışmaya göre Astra, mesajı çözmek için TRUPPENVERSCHIEBUNG anahtar kelimesini kullandı. Almanca bu kelime kabaca “birlik hareketi” veya “birliklerin yer değiştirmesi” anlamına geliyor. Anahtar, Childs’ın çalışmasında yer alan tarihsel malzemede kayıtlıydı.
Burada dikkat çekici bir ayrıntı bulunuyor. TRUPPENVERSCHIEBUNG anahtarının kayıtlarda 9 Aralık 1918’den itibaren kullanıldığı belirtilirken, çözülen mesaj 27 Kasım’da, yani yaklaşık iki hafta önce gönderilmişti. Bu tarih farkı, normal bir kriptanaliz çalışmasında anahtarın ilk bakışta elenmesine yol açabilecek önemli bir ayrıntı. Ancak Astra’nın bu anahtarı yine de denediği ve tutarlı bir sonuç elde ettiği bildiriliyor. Mesajın kasım ayında neden daha sonraki bir tarihle ilişkilendirilen bir anahtarla şifrelenmiş olabileceği ise şu aşamada kesin olarak açıklanmış değil. Dolayısıyla bu tarih çelişkisinin, mesajın uzun süre çözülememiş olmasının olası nedenlerinden biri olduğu düşünülebilir; fakat bu henüz kanıtlanmış bir açıklama değil.
Ortaya Çıkan Mesaj
Astra’nın elde ettiği önerilen Almanca metin şu şekilde:
“EIN ENGLISCHER KREUZER EINLIEG X SEWASTOPOL X S4STEN X EIN GESCHWADER DER X ALLIIERTEN FOLGT 26STEN X”
Metindeki bazı harfler ve yazım biçimleri tarihî şifreli mesajlarda görülebilen yazım farklılıklarını ve belirsizlikleri içeriyor. Anlamı kabaca, “Bir İngiliz kruvazörü 24’ünde Sivastopol’a ulaştı. Bir Müttefik filosu 26’sında onu takip ediyor” şeklinde okunuyor. Özellikle “S4STEN” biçimindeki bölümdeki karakter, ilk aşamada 4 ya da başka bir rakam olarak yorumlanabilecek bir belirsizlik taşıyordu. Bu nedenle mesajın çözümü yalnızca metnin Almanca açısından anlamlı görünmesiyle tamamlanmış sayılmadı.
Tam bu noktada bağımsız tarihsel kayıtlar devreye girdi. HMS Canterbury’nin Kasım 1918 tarihli seyir defterinin günümüze ulaşan kopyasında, İngiliz hafif kruvazörünün 24 Kasım 1918’de Sivastopol limanına ulaştığı kaydediliyor. Aynı kayıtta 26 Kasım’da bir Müttefik filosunun geldiği de belirtiliyor. Böylece şifre çözümünde belirsiz olan tarihin 24 olduğu yönündeki yorum, mesajdan tamamen bağımsız bir tarihsel kayıtla örtüşüyor.
Bu nokta çalışmanın en güçlü taraflarından biri. Çünkü seyir defteri şifre anahtarının ne olduğunu kanıtlamıyor; sadece çözülen metnin işaret ettiği olayların gerçekten yaşandığını destekliyor. Başka bir deyişle, iki farklı kanıt türü birbirinden ayrılıyor: Birincisi şifre çözme işleminin teknik olarak doğru olup olmadığı, ikincisi ise ortaya çıkan mesajın tarihsel gerçeklikle uyuşup uyuşmadığı.
Doğrulama Neden Önemli
Bir şifre çözme sonucunun Almanca açısından düzgün görünmesi tek başına yeterli değil. Yanlış bir anahtar bazen tesadüfen belirli kelimeler üretebilir veya araştırmacının metni anlamlı hale getirmek için bilinçli ya da bilinçsiz biçimde yorum yapmasına yol açabilir. Bu nedenle güçlü bir çözümün mümkün olduğunca yeniden üretilebilir olması gerekiyor.
Bağımsız doğrulama çalışmaları da bu nedenle önem taşıyor. Sonraki incelemelerde mesajın aynı anahtar kullanılarak yeniden oluşturulabildiği ve alternatif okumalar içeren arşiv materyali üzerinde çözümün tekrar kontrol edilebildiği gösterildi. Bu tür kontroller, “yapay zekâ bir sonuç üretti” demekten çok daha farklı bir durum ortaya koyuyor: Başka araştırmacılar aynı şifreli metni, aynı anahtarı ve aynı yöntemi kullanarak sonuca ulaşabiliyor mu? Bu sorunun yanıtı, bulgunun güvenilirliğini değerlendirmek açısından kritik.
Bununla birlikte, “100 yıldır kimsenin çözemediği mesaj ilk kez yapay zekâ tarafından çözüldü” şeklindeki ifade de biraz dikkatle kullanılmalı. Mesajın daha önce çözülüp çözülmediğine ilişkin kesin bir tarihçe bulunmadığını belirten orijinal paylaşımın yazarı, böyle bir önceki çözümden haberdar olmadığını söylüyor. Dolayısıyla daha güvenli ifade, mesajın uzun süredir çözülemeyen kayıtlar arasında bulunduğu ve 2026’da Astra ile çözüldüğünün bildirildiği yönünde.
İnsan Araştırmasının Yerini Almıyor
Bu olayın asıl önemi belki de “yapay zekâ geçmişteki bir şifreyi çözdü” cümlesinden daha geniş. Burada kullanılan yapay zekâ, sıfırdan yeni bir kriptografik sistem keşfetmedi. Daha önce insanlar tarafından toplanmış arşivleri, yayımlanmış araştırmaları ve tarihsel şifre anahtarlarını kullandı; ardından farklı olasılıkları deneyerek daha önce çözülememiş bir mesaj üzerinde sonuç aradı. Başarının önemli bir bölümü, yüzyıl boyunca korunmuş belgelerin ve onlarca yıl süren insan araştırmasının sağladığı bilgi zemini üzerinde gerçekleşti.
Bu nedenle örneği, yapay zekânın insan tarihçilerin veya kriptanalistlerin yerini aldığı bir gelişme olarak değerlendirmektense, araştırma sürecini genişleten bir araç olarak görmek daha doğru. Bir araştırmacının ilk bakışta mantıksız görünen bir anahtarı gözden çıkarması anlaşılabilir; yapay zekâ ise daha geniş bir olasılık alanını yorulmadan tarayabilir. Fakat onun bulduğu sonuç da insan araştırmacınınkinden farklı olarak kendiliğinden doğru kabul edilmemeli. Asıl değer, yapay zekânın ürettiği hipotezin bağımsız belgelerle sınanabilmesinde ortaya çıkıyor.
Enigma Çalışmasıyla Karıştırılmamalı
Burada bir başka ayrım da önemli. 2026 Eylül ayında GPT-6 Astra ile ilişkilendirilen 1941 tarihli MVUEH mesajının çözümü, bu 1918 ADFGVX çalışmasından tamamen ayrı bir olay. MVUEH mesajı İkinci Dünya Savaşı dönemine ait bir Alman Ordu Enigma mesajı ve farklı bir şifreleme sistemi kullanıyor. Dolayısıyla iki çalışmayı tek bir “Astra Enigma’yı çözdü” veya “1918 mesajı Enigma ile şifrelenmişti” anlatısında birleştirmek yanlış olur. 1941 mesajına ilişkin ayrı araştırmada da arşiv belgeleri, şifre makinesi ayarları ve bağımsız doğrulama yöntemleri kullanıldı.
1918 tarihli ADFGVX mesajındaki asıl dikkat çekici nokta ise daha sade: Yüzyılı aşkın süre önce gönderilmiş bir Alman askeri mesajı, daha önce yayımlanmış tarihsel malzeme ve bilinen şifre yöntemleri kullanılarak yapay zekâ yardımıyla yeniden incelendi; ortaya çıkan çözüm, HMS Canterbury’nin seyir defteri gibi bağımsız bir kayıtla da büyük ölçüde örtüştü. Bu, yapay zekânın tarih araştırmalarındaki en güçlü kullanım alanlarından birinin yalnızca bilgi vermek değil, dağınık kanıtları bir araya getirip araştırmacının test edebileceği yeni bağlantılar kurmak olabileceğini gösteriyor.