Transferde Sadakat Tartışması...
21:26:58
Voleybolda İmzanın Değeri Var mı?
Özellikle kadın voleybolunda “sözleşme kırdırma" konusu son yıllarda oldukça yoğun tartışılıyor. Bunun temel nedeni de transfer piyasasının giderek daha rekabetçi hâle gelmesi ve yıldız oyuncuların, sözleşmeleri devam ederken başka kulüpler tarafından hedef alınması…
Konu hakkında genel olarak iki farklı bakış açısı var:
Bir görüşe göre sözleşme, tarafların karşılıklı taahhüdüdür ve sporun güvenilirliği için korunmalıdır. Bir kulüp oyuncuya yatırım yapıyor, maaşını garanti ediyor, bazen sakatlık riskini üstleniyor ve uzun vadeli planlama yapıyor. Eğer başka bir kulüp daha fazla para teklif ederek sözleşmeyi kolayca bozabiliyorsa, uzun süreli sözleşmelerin anlamı kalmaz! Bu nedenle özellikle Avrupa’daki birçok yönetici, sözleşme “kırdırma" kültürünün voleybola zarar verdiğini savunuyor.
Diğer görüş ise profesyonel sporun bir iş olduğu yönünde. Futbolda olduğu gibi, taraflar anlaşabiliyorsa ve mevcut kulüp de uygun bir bonservis ya da fesih bedeli alıyorsa, oyuncunun daha iyi şartlara gitmesinin engellenmemesi gerektiği savunuluyor. Bu bakış açısına göre sözleşme zaten “hiç bozulamaz" anlamına gelmez; yalnızca bozulmasının bir maliyeti vardır.
Kadın voleybolunda asıl tartışma, çoğu zaman sözleşmenin hukuken feshedilmesinden değil, başka kulüplerin sözleşmesi devam eden oyuncularla gizlice temas kurmasından kaynaklanıyor. İngilizcede buna “tapping up" deniyor. Bir kulübün, oyuncunun mevcut kulübünün haberi olmadan transfer görüşmesi yapması etik dışı kabul ediliyor. Ancak bunun kanıtlanması oldukça zor ancak fiilen sık yaşandığı düşünülüyor.
Özellikle son yıllarda Türkiye, İtalya ve bazı ölçülerde Çin ile Japonya liglerinin ekonomik gücü arttıkça bu tartışmalar daha görünür hâle geldi. Çünkü kulüpler, sözleşmesi devam eden üst düzey oyunculara çok daha yüksek ücretler teklif edebiliyor. Mevcut kulüp de oyuncuyu mutsuz biçimde kadroda tutmak yerine belirli bir tazminat karşılığında ayrılığı kabul edebiliyor.
Uluslararası transfer kurallarını belirleyen Fédération Internationale de Volleyball (FIVB), sözleşmeleri hukuken bağlayıcı kabul ediyor. Ancak taraflar karşılıklı anlaşırsa sözleşme feshedilebiliyor. Oyuncunun tek taraflı olarak “ben gidiyorum" deme hakkı ise oldukça sınırlı ve ciddi hukuki sonuçlar doğurabiliyor.
Yurt dışında yapılan yorumlarda sıkça dile getirilen bir soru da şu: “Eğer her sözleşme para karşılığında kırdırılabiliyorsa, uzun vadeli sözleşmenin anlamı nedir?"
Buna verilen en yaygın cevap şu oluyor: Uzun vadeli sözleşmenin amacı, ayrılığı tamamen imkânsız hâle getirmek değil; kulübe pazarlık gücü kazandırmaktır. Oyuncu ayrılmak isterse, onu isteyen kulübün mevcut kulübü tatmin edecek bir bedel ödemesi veya tarafların uzlaşması gerekir. Böylece sözleşme, kulübün yatırımını koruyan bir araç işlevi görür.
Ancak kadın voleybolunda futbolun aksine standart bir bonservis sistemi bulunmadığından işler daha karmaşık ilerliyor. Çoğu durumda transfer, tarafların karşılıklı fesih anlaşması veya sözleşmede önceden belirlenmiş çıkış maddeleri üzerinden gerçekleşiyor. Bu da her olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmesine yol açıyor.
Sonuç olarak, sözleşme kırdırmanın hukuken mümkün olması ile etik açıdan doğru bulunması aynı şey değil. Özellikle sözleşmesi devam eden oyuncuların aylar öncesinden başka kulüplerle görüşmesi, menajerlerin perde arkasında pazarlık yürütmesi ve kulüplerin oyuncuları sözleşmelerini feshetmeye teşvik etmesi, Avrupa voleybol çevrelerinde hâlâ en çok tartışılan etik meselelerden biri olmaya devam ediyor.
Asıl güçlü etik itiraz da şuradan başlıyor. Ekonomik taraf önemli ama spor açısından daha temel mesele, kulüplerin sportif planlamasının bozulması.
Bir voleybol kulübü kadrosunu sadece o sezon için kurmaz. Özellikle üst düzey kulüpler, pasör–orta oyuncu uyumu, hücum organizasyonu, yabancı oyuncu dengesi, antrenman planı ve hatta genç oyuncuların gelişimi gibi unsurları iki-üç yıllık perspektifle tasarlar. Bir oyuncu bu planın merkezindeyse, sezon ortasında ya da bir sonraki sezon için beklenmedik şekilde ayrılması domino etkisi yaratabilir.
Örneğin bir takım, pasörünü belirli bir pasör çaprazına göre şekillendirebilir. O oyuncu son anda ayrılırsa yalnızca bir transfer eksilmez; bütün hücum sistemi yeniden tasarlanmak zorunda kalabilir. Aynı durum orta oyuncuların blok düzeni, servis karşılama organizasyonu veya lider oyuncunun soyunma odasındaki rolü için de geçerlidir.
Bu nedenle Avrupa’da birçok kulüp yöneticisi, “Oyuncunun değeri kadar takımın istikrarı da korunmalıdır." görüşünü savunuyor. Çünkü sürekli sözleşme kırdırılan bir ortamda teknik direktörlerin uzun vadeli proje üretmesi zorlaşıyor.
Bunun karşısında ise şu argüman öne sürülüyor: Kulüpler de oyunculara karşı her zaman sadık davranmıyor. Performansı düşen bir oyuncuyu kadro dışı bırakabiliyor, süre vermeyebiliyor ya da sözleşmesini feshetmesi için baskı kurabiliyor. Bu nedenle oyuncunun da kariyerini geliştirecek fırsatları değerlendirme hakkı olduğu söyleniyor.
Fakat kadın voleybolunda birçok teknik insanın üzerinde uzlaştığı bir nokta var: Transferlerin zamanlaması çok önemli.
Sezon bittikten sonra, yerine oyuncu bulunabilecek bir dönemde yapılan transferler genellikle daha kabul edilebilir görülüyor. Buna karşılık hazırlık dönemi başlamışken, hatta takım sezon planını tamamlamışken bir yıldız oyuncunun sözleşmesini kırdırarak ayrılması ciddi etik eleştirilere neden oluyor.
Aslında burada futboldan farklı bir durum da var. Futbolda 25-30 kişilik kadrolar ve geniş transfer havuzu bulunuyor. Kadın voleybolunda ise elit seviyedeki oyuncu sayısı çok daha sınırlı. Dünyanın en iyi 15-20 pasöründen veya en iyi 20 smaçöründen birini kaybettiğinizde, aynı seviyede alternatif bulmanız çoğu zaman mümkün olmuyor. Bu yüzden tek bir transfer, bir kulübün bütün sezon hedeflerini etkileyebiliyor.
Bu nedenle voleybol çevrelerinde sıkça dile getirilen etik görüş şu: Sözleşme sadece iki taraf arasındaki mali bir belge değildir; aynı zamanda teknik ekibin, takım arkadaşlarının ve taraftarın üzerine kurduğu sportif projenin de güvencesidir. Eğer bu güvence çok kolay aşılabiliyorsa, kulüpler uzun vadeli kadro planlaması yapmakta isteksiz hâle gelir. Bunun sonucunda daha kısa süreli sözleşmeler, daha yüksek risk primleri ve sürekli transfer dedikodularıyla dolu, istikrarı zayıf bir lig ortamı oluşabilir.
Dolayısıyla “Sözleşme kırdırılabilir ama etik midir?" sorusunun voleyboldaki cevabı çoğu zaman hukuktan çok spor kültürüyle ilgilidir. Birçok antrenör ve yönetici, sözleşmenin asıl değerinin oyuncuyu “hapsetmek" değil, takıma belirli bir süre boyunca istikrar sağlayacağına dair güven vermek olduğunu savunur. Bu nedenle de özellikle sportif planlamayı bozan transferler, hukuken mümkün olsalar bile etik açıdan yoğun biçimde eleştirilmelidir.
Bu içeriği beğendiyseniz lütfen çevrenizle paylaşınız…
