İlk Ve İkinci Çocuk Farkı...
08:32:02
Doğum Sırası Sağlığı Etkiliyor mu?
Doğum sırasının çocukların kişiliği, davranışları ve aile içindeki konumu üzerinde etkili olup olmadığı uzun yıllardır tartışılıyor. Ancak bu tartışma çoğunlukla eğitim başarısı, zekâ, kişilik özellikleri veya alerjik hastalıklar gibi belirli alanlarla sınırlı kalıyordu. Yeni ve çok geniş kapsamlı bir araştırma ise doğum sırası ile hastalık riski arasındaki ilişkiyi insan sağlığının çok daha geniş bir bölümünde inceleyerek dikkat çekici sonuçlara ulaştı…
Chicago Üniversitesi ve Columbia Üniversitesi‘nden araştırmacılar Benjamin Kramer, Steven A. Kushner ve Andrey Rzhetsky tarafından yürütülen çalışmada, 5,1 milyon iki çocuklu ailedeki 10,3 milyondan fazla kişinin sağlık kayıtları incelendi. Araştırmacılar, doğum sırasının yüzlerce farklı hastalıkla ilişkisini değerlendirdi ve yeterli vaka sayısına sahip 418 hastalığın 150’sinde istatistiksel olarak anlamlı doğum sırası ilişkileri tespit etti.
Sonuçların en dikkat çekici taraflarından biri, doğum sırasının yalnızca tek bir hastalık grubuyla ilişkili görünmemesi. Bulgular nörogelişimsel ve psikiyatrik rahatsızlıklardan bağışıklık ve alerjiyle ilişkili hastalıklara, gastrointestinal sorunlardan bazı dermatolojik ve diğer sistemik hastalıklara kadar geniş bir yelpazeye yayılıyor.
Ancak araştırmacılar burada önemli bir uyarı yapıyor: Çalışmada ortaya konan ilişkiler, doğum sırasının bu hastalıklara doğrudan neden olduğunu göstermiyor. Başka bir ifadeyle, “ilk çocuk olmak otizme neden olur” veya “ikinci çocuk olmak gastrit riskini artırır” şeklinde bir sonuç çıkarmak mümkün değil. Araştırma, doğum sırası ile bazı sağlık sonuçları arasında nüfus düzeyinde istatistiksel ilişkiler bulunduğunu ortaya koyuyor. Bu ilişkilerin arkasındaki biyolojik ve sosyal mekanizmaların ayrıca araştırılması gerekiyor.
Milyonlarca Kardeş Karşılaştırıldı
Çalışmanın en güçlü taraflarından biri, örneklemin olağanüstü büyüklüğü. Araştırmacılar, ABD’deki ticari sağlık sigortası kayıtlarından oluşan Merative MarketScan veri tabanını kullandı. Çalışmaya dahil edilen 5.135.006 iki çocuklu ailede toplam 10.270.012 kişi bulunuyordu. Katılımcıların sağlık verileri 2003-2024 dönemindeki kayıtlar üzerinden değerlendirildi.
Araştırmacılar yalnızca farklı ailelerdeki ilk ve ikinci çocukları karşılaştırmakla kalmadı. Aynı aile içerisindeki kardeşleri de doğrudan karşılaştırarak ebeveynlerin yaşı, aile yapısı ve sosyoekonomik koşullar gibi ortak özelliklerin sonuçları ne ölçüde etkileyebileceğini azaltmaya çalıştı.
Bu önemli bir ayrıntı. Örneğin ilk çocuk ile ikinci çocuk arasındaki sağlık farkının gerçekten doğum sırasından mı kaynaklandığını anlamak için, tamamen farklı ailelerden gelen iki kişiyi karşılaştırmak yeterli olmayabilir. Çünkü ailelerin yaşam koşulları, yaşadıkları bölge, sağlık hizmetlerine erişimleri ve ebeveynlerin özellikleri birbirinden farklı olabilir.
Araştırmacılar bu nedenle iki farklı analiz kullandı. İlkinde farklı ailelerden gelen ilk ve ikinci çocuklar; cinsiyet, doğum yılı, coğrafi bölge, takip süresi, ebeveyn yaşı ve kardeşler arasındaki yaş farkı gibi değişkenler bakımından eşleştirildi. İkinci yöntemde ise aynı ailedeki kardeşler karşılaştırıldı. İki yaklaşımın sonuçları büyük ölçüde aynı yönde çıktı. Anlamlı bulunan hastalıkların yüzde 84,7’sinde iki analiz yöntemi doğum sırasının etkisinin yönü konusunda birbirini destekledi.
Araştırmacılar başlangıçta 569 hastalığı değerlendirdi. Bunların 418’i yeterli vaka sayısına sahip olduğu için ayrıntılı analize dahil edildi. Sonuçta 150 hastalıkta, çoklu karşılaştırmaların yol açabileceği yanlış pozitif sonuçları azaltmak amacıyla kullanılan Bonferroni düzeltmesinden sonra bile istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler bulundu. Bu 150 hastalığın 79’unda ilk doğanlarda, 71’inde ise ikinci doğanlarda daha yüksek risk görüldü. Yani sonuçlar tek yönlü değildi. İlk doğanların bütün hastalıklar açısından daha riskli olduğu ya da ikinci doğanların genel olarak daha sağlıklı olduğu söylenemiyor.
İlk Çocuklarda Hangi Riskler Öne Çıktı?
İlk doğan çocuklarda özellikle nörogelişimsel hastalıklarla bazı bağışıklık ve alerji kaynaklı rahatsızlıklar dikkat çekti.
Araştırmada ilk doğanlarda otizm spektrum bozukluğu, DEHB ve Tourette sendromu gibi nörogelişimsel durumlarla ilişkili daha yüksek risk görüldü. En belirgin ilişkilerden biri otizm için ortaya çıktı. İkinci çocukların ilk çocuklara kıyasla otizm tanısı alma olasılığı için hesaplanan olasılık oranı 0,737 idi. Bu, ikinci çocuklarda riskin ilk çocuklara göre daha düşük olduğunu gösteriyor; ancak bunun bireysel bir çocuk için “otizmden korunma” anlamına gelmediğini özellikle vurgulamak gerekiyor.
İlk doğanlarda ayrıca bazı psikiyatrik rahatsızlıkların yanı sıra gıda alerjisi ve alerjik rinit gibi bağışıklık sistemiyle ilişkili hastalıkların da daha sık görüldüğü belirlendi. Astım ve bazı dermatolojik durumlar da doğum sırasıyla ilişkili hastalıklar arasında yer aldı.
Bu bulguların bir bölümü, daha önce ortaya atılmış olan “hijyen hipotezi” ile uyumlu. Hipotezin temel varsayımına göre ilk çocuklar, yaşamlarının erken döneminde kendilerinden büyük kardeşleri olmadığı için çeşitli mikroorganizmalarla daha sınırlı karşılaşabilir. İkinci ve sonraki çocuklar ise daha doğdukları andan itibaren ağabey veya ablalarının taşıdığı mikroorganizmalarla karşılaşmaya başlar.
Bu durumun bağışıklık sisteminin gelişimini etkileyebileceği ve bağışıklık sisteminin bazı alerjenlere karşı verdiği aşırı tepkilerin azalmasına katkıda bulunabileceği düşünülüyor. Nitekim daha önceki araştırmalarda da kardeş sayısı ve doğum sırası ile alerjik rinit, astım ve diğer atopik hastalıklar arasında benzer ilişkiler bildirilmişti. Yeni çalışma bu eski gözlemleri daha geniş bir hastalık yelpazesinde değerlendirme imkânı sağlıyor.
Ancak hijyen hipotezi, çalışmada görülen bütün farklılıkları açıklamıyor. Özellikle nörogelişimsel ve psikiyatrik hastalıklar söz konusu olduğunda çok daha karmaşık biyolojik ve sosyal mekanizmaların devreye girmesi mümkün.
İkinci Çocuklarda Farklı Bir Tablo
İkinci doğan çocuklarda ise ilk çocuklardan farklı bir hastalık profili ortaya çıktı.
Araştırmada ikinci çocukların madde kullanım bozuklukları açısından daha yüksek risk taşıdığı görüldü. Gastrointestinal hastalıklar da bu grupta daha belirgin biçimde öne çıktı. Gastrit gibi mide-bağırsak sistemi rahatsızlıklarının yanı sıra migren, zona ve bazı safra yolu hastalıkları da ikinci doğanlarla daha yüksek risk arasında istatistiksel ilişki gösteren durumlar arasında yer aldı. Çalışmanın genel sonucu, ikinci doğan çocukların “daha sağlıklı” veya “daha sağlıksız” olduğu şeklinde değil, risk profilinin ilk doğanlardan farklı olduğu şeklinde okunmalı.
Bu ayrım önemli. Çünkü 150 hastalıkta anlamlı ilişki bulunması, doğum sırasının genel sağlık açısından belirleyici bir faktör olduğu anlamına gelmiyor. Araştırmacıların da vurguladığı gibi etkilerin büyüklüğü genel olarak mütevazı. Başka bir deyişle doğum sırası, bir hastalığın ortaya çıkıp çıkmayacağını tek başına belirleyen güçlü bir değişken değil; varsa bile çok sayıda başka faktörün yanında küçük bir rol oynayabilecek bir etken.
Ebeveynlerin Davranışı da Önemli
Peki aynı ailede büyüyen iki kardeş arasında böyle farklar neden ortaya çıkıyor olabilir?
Bunun tek bir cevabı olmayabilir.
İlk çocuk dünyaya geldiğinde ebeveynler genellikle çocuk yetiştirme konusunda daha az deneyimlidir. İlk gebelikten doğuma, beslenmeden hastalık belirtilerinin değerlendirilmesine kadar pek çok konuda daha temkinli davranabilirler. İkinci çocukta ise ebeveynlerin deneyimi artmıştır ve aynı durumlara farklı tepkiler verebilirler.
Ebeveynlerin çocuklara ayırdığı zaman ve ilgi de değişebilir. İlk çocuk bir dönem ailenin bütün ilgisini tek başına alırken, ikinci çocuğun doğumuyla birlikte bu kaynak paylaşılmaya başlar. Buna karşılık ikinci çocuk, daha ilk yıllarından itibaren bir kardeşin bulunduğu sosyal ortamda büyür. Dolayısıyla iki çocuk aynı evde büyüse bile yaşamlarının ilk yıllarındaki çevresel deneyimleri tamamen aynı değildir.
Kardeşlerin taşıdığı mikroorganizmalar bu farklılıklardan yalnızca biri olabilir. Sosyal davranışlar, ebeveyn tutumları, uyku düzenleri, beslenme alışkanlıkları ve sağlık hizmetlerinden yararlanma biçimleri de zaman içinde değişebilir.
Özellikle tanı konulması açısından da dikkatli olmak gerekiyor. Ebeveynlerin ilk çocuklarında belirli davranışları daha yakından gözlemlemesi veya sağlık sorunları konusunda daha erken yardım araması, bazı hastalıkların tanı alma olasılığını artırabilir. Bu nedenle kayıtlarda daha fazla tanı bulunması her zaman hastalığın biyolojik olarak daha fazla görüldüğü anlamına gelmeyebilir.
Otizm Bulgusunda Önemli Bir Ayrıntı
Çalışmanın özellikle otizmle ilgili sonuçları, doğum sırası araştırmalarındaki önemli metodolojik sorunlardan birini de gündeme getiriyor.
Otizm tanısı alan bir çocuğun ardından bazı ailelerin daha fazla çocuk sahibi olmamayı tercih etmesi mümkün. Bilimsel literatürde “reproductive stoppage” olarak adlandırılan bu durum, yalnızca ilk ve ikinci çocukları karşılaştıran araştırmalarda yanıltıcı bir tablo yaratabilir. Örneğin bir ailenin ilk çocuğuna otizm tanısı konduktan sonra başka çocuk sahibi olmaması, istatistiksel olarak otizm tanısı alan çocukların ilk doğanlar arasında olduğundan daha fazla görünmesine neden olabilir.
Bunun yanı sıra ebeveyn yaşı da önemli bir değişken. Anne ve babanın yaşı doğum sırasıyla birlikte değiştiği için, ebeveyn yaşının kontrol edilmemesi bazı hastalıklarla doğum sırası arasındaki ilişkinin olduğundan daha güçlü görünmesine yol açabilir.
Araştırmacılar bu tür etkenleri dikkate almak amacıyla ebeveyn yaşlarını ve çeşitli aile özelliklerini modellerine dahil etti. Ayrıca farklı analiz yöntemleri ve duyarlılık testleri kullanarak sonuçların ne ölçüde değiştiğini kontrol etti. Buna rağmen çalışma, doğum sırasının hastalıklara doğrudan neden olduğunu kanıtlayan bir deneysel araştırma değil.
Büyük Veri, Küçük Etkiler
Araştırmanın en önemli mesajlarından biri belki de burada yatıyor: Çok büyük bir veri setinde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunması, bu ilişkinin birey açısından büyük bir önem taşıdığı anlamına gelmiyor.
10 milyondan fazla kişinin verisini incelemek, daha küçük çalışmalarda fark edilmesi zor olan küçük etkileri ortaya çıkarabilir. Ancak küçük bir risk farkı milyonlarca kişi üzerinde istatistiksel olarak son derece güçlü görünebilirken, tek bir bireyin gelecekte hastalanıp hastalanmayacağını tahmin etmek için yeterli olmayabilir.
Bu nedenle sonuçları “doğum sırası hastalıkların kaderini belirliyor” şeklinde yorumlamak doğru olmaz. Araştırmanın ortaya koyduğu şey daha sınırlı ama bilimsel açıdan önemli: Doğum sırası, insan sağlığının çok sayıda alanında daha önce fark edilenden daha geniş bir istatistiksel örüntüyle ilişkili olabilir.
Üstelik araştırmada ilk ve ikinci doğanlar arasındaki farkların neredeyse dengeli dağılması da dikkat çekici. Anlamlı bulunan 150 hastalığın 79’unda ilk doğanlarda, 71’inde ise ikinci doğanlarda daha yüksek risk görüldü. Araştırmacılar, bu yaklaşık 50/50 dağılımın sonuçların sistematik biçimde tek bir yöne çarpıtıldığı fikrini desteklemediğini belirtiyor.
Doğum Sırası Kader Değil
Sonuç olarak çalışma, aile içinde çocukların dünyaya geliş sırasının sağlık üzerinde sanılandan daha geniş kapsamlı izler bırakabileceğine işaret ediyor. İlk doğan çocuklarda nörogelişimsel ve bazı alerjik hastalıklarla ilişkili daha yüksek riskler görülürken, ikinci doğanlarda madde kullanım bozuklukları ve bazı gastrointestinal hastalıkların yanı sıra farklı sağlık sorunları öne çıkıyor.
Bununla birlikte bu sonuçlar, ebeveynlerin çocuklarının sağlık geleceğini doğum sırasına bakarak tahmin edebileceği anlamına gelmiyor. Bir çocuğun ilk veya ikinci doğmuş olması, tek başına otizm, DEHB, astım, gastrit veya başka herhangi bir hastalığa yakalanacağını belirlemiyor.
Daha doğru yaklaşım, doğum sırasını genetik yapı, ebeveyn yaşı, gebelik koşulları, bağışıklık sistemi, çevresel maruziyetler, aile dinamikleri, sosyoekonomik koşullar ve sağlık hizmetlerine erişim gibi çok sayıdaki faktörün yanında yer alan olası bir değişken olarak değerlendirmek.
Araştırmacıların çalışması bu açıdan bir son noktadan çok başlangıç niteliğinde. 10 milyondan fazla kişinin verisi, doğum sırası ile hastalıklar arasındaki ilişkilerin haritasını çıkarmak için olağanüstü geniş bir zemin sağlıyor. Bundan sonraki aşamada ise hangi ilişkilerin farklı toplumlarda tekrarlanabildiği, hangi mekanizmaların bunları açıklayabileceği ve gözlenen farkların gerçekten biyolojik mi, yoksa önemli ölçüde sosyal ve davranışsal faktörlerden mi kaynaklandığı araştırılmak zorunda.
Çünkü eldeki bulguların en ilginç tarafı, ilk çocuk ile ikinci çocuk arasında basit bir “sağlıklı olan” ve “riskli olan” ayrımı bulunmaması. Doğum sırası, görünüşe göre hastalık riskini tek bir yönde değiştirmekten ziyade, farklı sağlık sonuçlarıyla ilişkili karmaşık bir örüntünün parçası olabilir.
Bir başka deyişle mesele, “İlk çocuk olmak daha mı kötü?” ya da “İkinci çocuk olmak daha mı sağlıklı?” sorularından çok daha karmaşık. Araştırmanın asıl önemi de burada: Aynı ailede büyüyen kardeşlerin sağlık geçmişleri arasındaki bazı farklılıkların, doğdukları sırayla bağlantılı olabileceğini gösteren şimdiye kadarki en kapsamlı veri haritalarından birini ortaya koyması.
Bu içeriği beğendiyseniz lütfen çevrenizle paylaşınız…
