İnsan Beynini Et Büyüttü İddiası Doğru mu?..
16:11:14
Tatlılara Duyulan İstek, İnsan Beyninin Evrimine Zemin Hazırlamış Olabilir
4 milyon yılı aşkın bir süre içinde, soyumuzun beyinleri yaklaşık 300 gramdan 1.500 grama ulaştı. Beyin büyümesinin büyük bir kısmı, erken dönem insanlarının ateşi ve pişirmeyi öğrenmeden önce gerçekleşti; oysa bu beceriler, nişastalardan enerji elde etmenin yolunu açacaktı…
İnsan ataları ve şempanzelerle ilgili mevcut verilerin yeni bir analizi, bu enerjinin büyük bir kısmının muhtemelen meyve ve bal gibi şekerli gıdalardan geldiğini gösteriyor. Araştırmacılar, yayımlanan makalelerinde, bu basit karbonhidratların insanlığın evrim öyküsünde önemli ancak göz ardı edilmiş bir rol oynamış olabileceğini savunuyorlar.
Makalenin temel iddiası bilimsel açıdan ilginç ve haberleştirilirken “insan beynini et büyüttü” şeklindeki klasik anlatıya önemli bir düzeltme getiriyor. Ancak “şeker beynimizi büyüttü” gibi daha sansasyonel bir sonuca çekilmemesi gerekiyor. Çalışmanın asıl gücü, insan evrimindeki enerji denklemine karbonhidratları yeniden ve daha merkezi biçimde yerleştirmesinde.
Beslenme ve insan evrimi hikâyesinin büyük bir kısmı et yemeyi merkezine alır: Yaklaşık 2,5 milyon yıl önce, hominid atalarımız hayvansal gıda alımını artırmaya başladı. Bu protein ve yağ akışı, atalarımızın sürekli genişleyen beyinlerini beslemede belirleyici bir rol oynadığı düşünülmektedir.
Ancak Sidney Üniversitesi’nde insan beslenme bilimcisi olan Jennie Brand-Miller, besin kaynaklı şekerlerin erken dönem atalarımızın yaşamlarında ve genel evriminde nasıl bir rol oynadığıyla ilgilendi. 2017 yılında yapılan bir çalışma, meyve yiyen primatların yaprak yiyen türlere kıyasla daha büyük beyinlere sahip olduğunu ortaya koymuştu.
Beyin keton cisimlerini de belirli koşullarda kullanabilse de normal koşullarda temel enerji kaynaklarından biri glikoz. Dolayısıyla araştırmacılar şu soruyu soruyor: Beyin milyonlarca yıl boyunca büyürken, gerekli glikoz nereden geliyordu? Klasik anlatı bu soruya büyük ölçüde hayvansal gıdalar üzerinden cevap veriyor. Et, yağ ve özellikle besin değeri yüksek hayvansal dokuların insan evriminde önemli bir rol oynadığına ilişkin güçlü kanıtlar var. Alet kullanımı, hayvanların işlenmesi, kemik iliğine erişim ve daha sonraki dönemlerde ateşin kullanılması da bu hikâyenin önemli parçaları.
Yeni çalışma bunları reddetmiyor. Asıl söylediği şey şu: Bu hikâyede karbonhidratların rolünü gereğinden fazla küçümsemiş olabiliriz.
1990’larda diğer araştırmacılar, meyve yemenin gerektirdiği bilişsel çabaların insanlarda büyük beyinlerin evrimini tetiklemiş olabileceği hipotezini ortaya atmışlardı. Brand-Miller, “Çeşitli olgun meyve türlerinin ne zaman olgunlaşmaya başladığını hatırlamanız, ardından da ormanda nerede olduklarını hatırlamanız gerekir,” diyor. “Hafızanız, daha büyük bir beyinle ilişkilidir.”
Ayrıca, fosil primatlarda ve Homo erectus gibi daha sonraki hominidlerde diş çürümesi kanıtları da vardı, diyor Brand-Miller. Bu da yumuşak, şekerli gıdalar içeren bir beslenme düzenini akla getiriyor.
“Tüm bu unsurlar, şeker içeren meyvelerin insan evriminde önemli olması gerektiğini söyleyen bu güzel tabloya, bu bulmacaya parçalar eklemeye devam etti,” diyor.
Brand-Miller ve meslektaşları, fosiller, dişler, metabolizma ve fizyolojiye ilişkin mevcut verileri birleştirerek şempanzelerin, insanların ve üç erken insan atası türünün beslenme ihtiyaçlarını hesapladı ve karşılaştırdı.
Ekip, yaklaşık 4 milyon yıl öncesine ait en eski şempanze benzeri atalarımızın oldukça vejetaryen bir beslenme düzenine sahip olduğunu ve besin enerjilerinin muhtemelen üçte ikisinden fazlasını meyvelerden aldıklarını ortaya koydu. Veriler, sonraki birkaç milyon yıl boyunca hominid beyinleri büyüdükçe meyveye olan bu bağımlılığın oldukça yüksek seviyede kaldığını gösteriyor.
Avlanma, kabuklu yemişleri kırma, tohumları öğütme veya kemik iliği çıkarma gibi yaratıcı besin arama stratejileri, insanlar nişastalı gıdaları pişirmeye başlamadan önce bu enerji tüketen beyinlerin ihtiyaçlarını karşılamaya yardımcı olmuş olmalıdır. Ancak araştırmacılar, şeker açısından zengin bir beslenme düzenine olan sürekli ihtiyacın da insan evrim öyküsünün önemli bir parçası olduğunu savunuyorlar -bu ihtiyaç, protein ve yağlara doğru beslenme geçişiyle birlikte var olan bir ihtiyaçtı.
Brand-Miller, “Bunları birbirinin yerini alan değil, paralel hikayeler olarak görüyorum,” diyor. “Bu hayvansal besinler açıkça önemliydi. Besin değeri çok yüksektir.”
Burada özellikle dikkat edilmesi gereken nokta “şeker” kelimesi.
Çalışmanın sözünü ettiği şeker, modern insanın tükettiği rafine şeker, şekerleme, gazlı içecek veya yüksek fruktozlu işlenmiş ürünlerle aynı şey değil. Araştırmacıların erken homininler açısından öne çıkardığı kaynaklar esas olarak meyve ve bal gibi doğal gıdalar.
Bu ayrım çok önemli.
Bir yabani meyveden alınan şeker; su, lif, vitaminler, mineraller ve çeşitli bitkisel bileşiklerle birlikte gelir. Modern rafine şeker ise neredeyse saf bir enerji kaynağıdır. Dolayısıyla “atalarımızın beyni şeker sayesinde büyüdü” ifadesi, günümüzdeki şeker tüketimini evrimsel açıdan meşrulaştıran bir sonuç olarak okunamaz.
Çalışmanın söylediği çok daha spesifik: Büyüyen beynin glikoz gereksinimini karşılayacak karbonhidrat kaynaklarının insan evriminde önemli olması muhtemeldir.
Oxford Üniversitesi’nden arkeolog Julie Lee-Thorp, paleoantropolojik kayıtlarda et tüketimine odaklanmanın, insan beslenme alışkanlıklarının evriminde önemli olan bazı unsurları gözden kaçırmış olabileceğini kabul ediyor. Bunun nedeni, modern bir bilinçdışı önyargı olabilir. “Et, günümüzde yüksek statüye sahip bir besindir ve bu durum belki de geçmiş hakkında düşünme biçimimize de yansımıştır,” diyor, söz konusu derlemeye katkıda bulunmayan Lee-Thorp.
Ancak UCLA’dan biyolojik antropolog Brian Wood, evrimsel antropolojinin ete takıntılı olmadığını savunuyor. Aksine, insan beslenme alışkanlıklarının evrim öyküsü, çeşitli besin kaynaklarından enerji elde etme konusunda giderek daha sofistike hale gelen yeteneklerin farkına varılmasını da içeriyor. “Bu, yüksek kaliteli ve elde edilmesi zor besinleri yakalama ve toplama konusundaki genel yeteneğimizdi,” diyor. Buna avcılık da dahil olmakla birlikte, meyve, bal, yemişler ve bitkilerin yeraltı kısımlarını toplamak da dahildir.
Yeni çalışmanın itiraz ettiği şey, beyin büyümesini açıklamak için hayvansal gıdaları tek başına yeterli açıklama olarak görmek.
Yeni araştırmanın asıl mesajı, beynin büyümesinin arkasında tek bir besin ya da tek bir “devrim” aramak yerine, milyonlarca yıl boyunca değişen enerji kaynakları, besin işleme teknolojileri ve metabolik gereksinimlerin birlikte değerlendirilmesi gerektiği.
Dolayısıyla makalenin iddiasını “şeker beynimizi büyüttü” diye özetlemek yanlış olur. Daha isabetli sonuç şu: İnsan beyninin büyümesini mümkün kılan enerji ekonomisinde, doğal şekerler ve daha sonra pişirilmiş nişastalar muhtemelen bugüne kadar kabul edilenden daha önemli bir rol oynadı.
Bu içeriği beğendiyseniz lütfen çevrenizle paylaşınız…
