Zorunlu Ön Tarama Süreci Getiriliyor...
14:41:10
Olumsuz Karar Alan Kişiler İçin Geri Dönüş Emirleri Otomatik Olarak Düzenlenecek
Avrupa Birliği, yıllardır tartışmalara konu olan göç ve iltica sisteminde kapsamlı bir dönüşüm sürecini resmen başlattı. 12 Haziran 2026 tarihinde yürürlüğe giren Avrupa Göç ve İltica Paktı, düzensiz göç, sığınma başvuruları ve geri dönüş süreçlerine ilişkin kuralları 27 üye devletin tamamında ortak bir çerçeveye oturtmayı amaçlıyor. Brüksel’in hedefi, uzun süredir eleştirilen ve üye ülkeler arasında büyük farklılıklar gösteren mevcut sistemi daha öngörülebilir, daha hızlı ve daha koordineli bir yapıya dönüştürmek…
Ancak reformun yürürlüğe girmesi, tüm sorunların çözüldüğü anlamına gelmiyor. Avrupa Komisyonu da üye devletlerin büyük bölümünün yeni kurallara tam anlamıyla hazır olmadığını kabul ediyor. Bu nedenle paktın hayata geçirilmesi uzun bir geçiş sürecini beraberinde getirecek. Birçok ülkede gerekli altyapının kurulması, personelin eğitilmesi ve yeni veri sistemlerinin uygulanması için zamana ihtiyaç duyuluyor.
Yeni düzenlemenin en dikkat çekici unsurlarından biri, Avrupa Birliği sınırlarına ulaşan tüm düzensiz göçmenler ve sığınma talebinde bulunan kişiler için zorunlu ön tarama sürecinin getirilmesi oldu. Buna göre AB topraklarına giriş yapmak isteyen kişiler, kabul edilmeden önce sınır noktalarında yedi güne kadar sürebilecek kimlik, güvenlik ve sağlık kontrollerinden geçirilecek. Avrupa Birliği yetkilileri bu uygulamanın hem güvenlik risklerini azaltacağını hem de sığınma prosedürlerini daha hızlı işleyecek hale getireceğini savunuyor.
Pakt kapsamında bazı başvuru sahipleri için hızlandırılmış değerlendirme mekânizmaları da devreye giriyor. Özellikle AB tarafından “güvenli” kabul edilen ülkelerden gelen kişiler veya güvenlik açısından risk oluşturduğu düşünülen başvuru sahipleri, daha kısa sürede sonuçlanan prosedürlere tabi tutulacak. Daha önce altı aya kadar uzayabilen bu süreçlerin üç ay içerisinde tamamlanması hedefleniyor. Ayrıca olumsuz karar alan kişilerin itiraz hakları da sınırlandırılıyor ve yalnızca bir kez itirazda bulunabilmeleri öngörülüyor.
Bu değişiklikler Avrupa hükûmetleri tarafından sistemin verimliliğini artıracak adımlar olarak değerlendirilse de, insan hakları örgütleri ciddi çekinceler dile getiriyor. Özellikle başvuruları incelenen bazı kişilerin sınır bölgelerinde tutulabilecek olması, uzun süreli gözaltı uygulamalarına kapı aralayabileceği gerekçesiyle eleştiriliyor. Hak savunucuları, uygulamanın etnik veya ulusal kökene dayalı profil oluşturma riskini artırabileceğini ve uluslararası koruma arayan kişilerin haklarını zayıflatabileceğini belirtiyor.
Reform paketinin önemli unsurlarından biri de veri toplama ve kimlik doğrulama süreçlerinin genişletilmesi. Bu kapsamda üye devletler, Eurodac sisteminin yeni versiyonunu uygulamakla yükümlü olacak. AB’nin merkezi biyometrik veri tabanı niteliğindeki sistem, yetişkinlerin yanı sıra altı yaşından büyük çocukların da parmak izi ve diğer biyometrik bilgilerinin kaydedilmesini öngörüyor. Yetkililer bu sayede bir kişinin farklı ülkelerde birden fazla başvuru yapmasının önüne geçilebileceğini ve düzensiz hareketlerin daha kolay takip edilebileceğini savunuyor.
Yeni paktın en tartışmalı ve aynı zamanda en önemli bölümlerinden biri ise üye ülkeler arasındaki “dayanışma mekanizması” olarak görülüyor. Uzun yıllardır özellikle Akdeniz üzerinden gelen göç akınlarının yükünü büyük ölçüde İtalya, Yunanistan, Malta ve İspanya gibi sınır ülkeleri taşıyordu. Bu durum söz konusu ülkeler tarafından sık sık eleştiriliyor ve yük paylaşımının adil olmadığı savunuluyordu.
Yeni sistem, göç baskısı altında kalan ülkelere destek verilmesini zorunlu hale getiriyor. Üye devletler, ihtiyaç halinde sığınmacıları kendi topraklarına kabul etmek, mali katkı sağlamak veya farklı destek mekanizmalarına katılmak arasında tercih yapabilecek. Avrupa Birliği, bu yöntemle göç yükünün birkaç ülke üzerinde yoğunlaşmasının önüne geçmeyi hedefliyor.
Paktın bir diğer önemli ayağını ise geri dönüş politikaları oluşturuyor. Avrupa Birliği, sığınma başvurusu reddedilen kişilerin ülkelerine geri gönderilmesi konusunda daha sert ve daha hızlı bir yaklaşım benimsemeye hazırlanıyor. Yeni kurallar kapsamında olumsuz karar alan kişiler için geri dönüş emirleri otomatik olarak düzenlenecek. Özellikle güvenli kabul edilen ülkelerden gelen ve koruma ihtiyacı bulunmadığı değerlendirilen kişilerin sınır dışı edilme süreçlerinin hızlandırılması planlanıyor.
Bununla birlikte AB ülkeleri, çeşitli nedenlerle hemen geri gönderilemeyen kişiler için üçüncü ülkelerde kurulabilecek “geri dönüş merkezleri” seçeneğini de değerlendiriyor. Bu fikir, düzensiz göçü caydırmayı amaçlayan bazı hükûmetler tarafından desteklenirken, insan hakları kuruluşları tarafından ciddi hukuki ve etik sorular doğurduğu gerekçesiyle eleştiriliyor.
Paktın uygulanacağı siyasi ortam da oldukça karmaşık. Son yıllarda birçok Avrupa ülkesinde göç karşıtı söylemler güç kazanırken, sınır güvenliği ve iltica politikaları seçim kampanyalarının merkezine yerleşmiş durumda. Polonya, Belarus sınırında yaşanan gerilimleri gerekçe göstererek 2025 yılının başından itibaren iltica hakkını askıya alma yönünde adımlar attı. Macaristan’da ise Başbakan Péter Magyar, göç konusundaki sert yaklaşımını sürdürürken Avrupa Birliği ile yaşanan hukuki anlaşmazlıkların ve para cezalarının azaltılması amacıyla mevcut prosedürlerde değişiklik yapılabileceğinin sinyallerini veriyor.
Öte yandan eleştiriler de giderek artıyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü, Uluslararası Göç Örgütü ve çok sayıda sivil toplum kuruluşu, yeni kuralların sığınma hakkını fiilen zorlaştırabileceğini savunuyor. Eleştirmenlere göre Avrupa Birliği, göç akınlarını kontrol altına almaya çalışırken uluslararası koruma yükümlülüklerini ikinci plana itme riskiyle karşı karşıya bulunuyor. Ayrıca yalnızca sınır kontrolüne odaklanan bir yaklaşımın, Avrupa’da kalmasına izin verilen göçmenlerin topluma entegrasyonu konusunda yeterli sonuç üretmeyebileceği de vurgulanıyor.
Avrupa Göç ve İltica Paktı, Avrupa Birliği’nin son yıllardaki en kapsamlı kurumsal reformlarından biri olarak görülüyor. Ancak paktın başarısı yalnızca yeni kuralların varlığına değil, bu kuralların sahada ne ölçüde uygulanabileceğine ve üye devletler arasında ne kadar güçlü bir iş birliği kurulabileceğine bağlı olacak. Avrupa, önümüzdeki yıllarda hem sınırlarını koruma hem de uluslararası koruma arayan insanlara yönelik yükümlülüklerini yerine getirme arasında hassas bir denge kurmaya çalışacak.
