e-HABER, e-MAGAZİN

Bunu Okuyorsanız, Ben Ölmüşüm Demektir

bunu-okuyorsaniz-ben-olmusum-demektir

Helveticayla Yazılmış Veda: 110 Kart 1 Mesaj...

22:25:16

“Bir Öğretmenin Son Tasarımı: ‘Eğer Okuyorsan Ben Öldüm’”

94 yaşındaki Don Glickman, Buffalo Üniversitesi’nde uzun yıllar tasarım dersleri vermiş, öğrencileri tarafından yalnızca bir akademisyen olarak değil, aynı zamanda hayatı yorumlama biçimiyle de hatırlanan bir isimdi. Dürüstlüğü, bitmeyen merakı ve yer yer insanı gülümseten kuru mizahı, onu tanıyanların hafızasında güçlü bir iz bıraktı. Glickman’ın ölümünden sonra adının bu kadar geniş kitlelere ulaşacağını ise muhtemelen kendisi bile tahmin etmiyordu. Ama geride bırakmak istediği mesaj, tam da yaşamı boyunca savunduğu değerler kadar sade, doğrudan ve samimiydi…

Glickman, ölümünden sonra kızı Leah Glickman’dan sıra dışı ama bir o kadar da kişisel bir ricada bulundu: En sevdiği öğrencilerine ve yakın arkadaşlarına birer kartpostal göndermesini istedi. Bu kartpostallar, 2026 yılının başlarında alıcılarına ulaştığında, üzerinde Helvetica yazı tipiyle yazılmış tek cümlelik bir mesaj vardı:
“Bunu okuyorsanız, ben ölmüşüm demektir ve sizi gerçekten çok severdim.”

Kartpostalı özel kılan yalnızca bu cümle değildi. Ön yüzünde, Glickman’ın kapüşonlu bir sweatshirt giymiş, sarı pilot güneş gözlükleri takmış halde çekilmiş bir selfiesi yer alıyordu. Fotoğrafın yanında ise onun elle çizilmiş bir portresi bulunuyordu. Bu görsel tercih, tesadüfi değildi. Tasarımcı kimliğiyle tanınan Glickman için yazı tipi, görsel denge ve sadelik birer estetik tercih olmanın ötesinde, bir hayat duruşuydu. Karmaşadan uzak, net ve samimi bir anlatım… Tıpkı mesajın kendisi gibi.

Bu fikir aslında 2025 yazında, Glickman bir bakım evindeyken kızının yanında otururken ortaya atılmıştı. Baba-kız arasında geçen gündelik bir sohbet sırasında, Glickman şaka yollu bir ifadeyle, “Bunu okuyorsan, ben ölmüşüm demektir ve seni gerçekten çok sevmiştim,” demişti. İkisi de bu cümleye gülmüş, anın tuhaflığı ve içtenliği onları bir süre sessiz bırakmıştı. Ancak bu şaka, zamanla bir vasiyete dönüştü. Glickman için bu kartpostal, ölümle yüzleşmenin karanlık bir yolu değil; dürüstlük, sadelik ve bağ kurma arzusunun son bir ifadesiydi.

Don Glickman, hayatı boyunca tasarımın yalnızca estetikle ilgili olmadığını savunmuştu. Ona göre tasarım, insanlarla kurulan bir iletişim biçimiydi. Söylenmek isteneni dolandırmadan, süslemeye boğmadan, en yalın haliyle aktarmak… Ölümünden sonra gönderilmesini istediği bu kartpostal da tam olarak bunu yapıyordu. Ne uzun bir veda mektubu ne de dramatik bir anlatı… Sadece bir gerçek ve bir duygu: “Öldüm ve seni seviyordum.”

Leah Glickman, babasının bu isteğini yerine getirirken 110’dan fazla kartpostal gönderdi. Kartpostallar; aile üyelerine, eski öğrencilerine, yakın arkadaşlarına ve hatta babasının doktorlarına ulaştı. Her birine kendi el yazısıyla kısa bir not da ekledi:
“Bu dünyada 94 yıl yaşadıktan sonra babam aramızdan ayrıldı. Son günleri, tereyağlı cevizli dondurma, flamenko müziği, sevdiği manzara ve sonunda kabul ettiği sevgiyle doluydu.”

Bu satırlar, Glickman’ın yaşamının son dönemine dair sıcak ve insani bir pencere açıyordu. Ölüm, çoğu zaman korku ve belirsizlikle anılırken, bu anlatı onu gündelik zevkler, müzik ve sevgiyle yan yana getiriyordu. Leah Glickman için bu kartpostallar yalnızca babasının isteğini yerine getirmek değil, aynı zamanda onun dünyaya bakışını başkalarıyla paylaşmanın bir yoluydu.

Kartpostallardan birini alan eski öğrencilerden Jason Snape, bu anıyı Instagram’da paylaştığında hikâye beklenmedik bir hızla yayıldı. Paylaşım kısa sürede viral oldu ve 1,5 milyondan fazla görüntüleme aldı. Yorumlarda insanlar, kartpostalı ne kadar dokunaklı bulduklarını yazıyor, bazıları ise aldıkları kartpostalı çerçeveletip sakladıklarını, hatta bunu bir tür kişisel miras olarak gördüklerini söylüyordu. Bir tasarım profesörünün ölümünden sonra bile insanlara dokunabilmesi, birçok kişi için şaşırtıcı ve ilham vericiydi.

Leah Glickman, bu ilginin kendisini hem duygulandırdığını hem de umutlandırdığını söylüyor. Ona göre babasının hikâyesi, insanları ölümü daha dürüst ve mizahi bir yerden düşünmeye davet ediyor. Aynı zamanda, “Nasıl hatırlanmak istiyoruz?” sorusunu sormaya teşvik ediyor. Uzun nutuklar, ağır vedalar ya da resmi törenler yerine; samimi bir cümle, tanıdık bir fotoğraf ve gerçek bir duygu… Don Glickman’ın kartpostalı, geride bırakılan şeylerin büyüklüğünün değil, anlamının önemli olduğunu hatırlatıyor.

Belki de bu hikâyenin bu kadar yankı bulmasının nedeni tam olarak bu: Ölümü uzaklaştırmadan, dramatize etmeden, hayatın doğal bir parçası olarak kabul eden bir veda. Ve o vedanın içinde, tasarımın en temel ilkesi yatıyor: İnsanla bağ kurmak.

Bu içeriği beğendiyseniz lütfen çevrenizle paylaşınız…

Etiketler:
error: İçerik korunmaktadır !!