Bir Portrede Benzerliği Yakalamak...
09:04:31
Bazı İnsanların Portresini Çizmek Neden Daha Zor? Atatürk Örneği Ve Yapay Zekânın Sınavı
Bir insanın yüzünü gerçeğe yakın çizmek, onu gerçekten tanınabilir kılmakla aynı şey değil. Portre sanatçıları, bazı yüzlerin diğerlerine göre çok daha zor resmedildiğini uzun zamandır dile getiriyor. Mustafa Kemal Atatürk de bu konuda sıkça örnek gösterilen isimlerden biri. İlginç olan, bugün milyonlarca insanın yüzünü neredeyse fotoğraf gerçekliğinde yeniden oluşturabilen yapay zekâ sistemlerinin de Atatürk‘ün benzerliğini yakalamakta zaman zaman zorlanması. Peki bir yüzü çizmek veya dijital ortamda yeniden oluşturmak neden bu kadar güç olabilir?..
Gerçekçilik Ve Benzerlik Aynı Şey Değil
Portre sanatında başarının ölçüsü yalnızca anatomik doğruluk değildir. Bir ressam gözleri, burnu, ağzı, kulakları ve yüzün genel biçimini son derece başarılı çizebilir. Işık, gölge ve cilt dokusu da gerçeğe uygun olabilir. Buna rağmen ortaya çıkan portre, resmedilmek istenen kişiye benzemeyebilir. Çünkü bir insanın yüzünü tanınabilir kılan şey, organlarının tek tek doğru çizilmesinden çok, bu parçaların birbirleriyle kurduğu ilişkinin doğru aktarılmasıdır.
Gözlerin büyüklüğü, iki göz arasındaki mesafe, kaşların eğimi, burun köprüsünün genişliği, dudakların biçimi ve çenenin açısı birlikte bir yüzün görsel kimliğini oluşturur. Bu özelliklerden birkaçında yapılan küçük değişiklikler bile ortaya çıkan görüntünün algılanışını önemli ölçüde değiştirebilir. Üstelik bu değişiklikler her zaman ilk bakışta fark edilecek kadar büyük değildir. Bazen gözlerin konumundaki küçük bir sapma veya çene hattının olması gerekenden biraz farklı çizilmesi, bütün yüzün başka bir insana aitmiş gibi görünmesine neden olur.
Bu nedenle bir portreyi teknik açıdan başarılı bulmakla benzerliğini başarılı bulmak birbirinden farklı değerlendirmelerdir. Fotoğraf gerçekliğinde çizilmiş bir yüz, resmedilen kişinin karakteristik özelliklerini taşımıyorsa portre sanatının en önemli sınavlarından birini geçememiş demektir.
Yüzün Küçük Ayrıntıları Belirleyici Oluyor
Bazı insanların yüzlerinde kolayca ayırt edilebilen belirgin özellikler bulunur. Çok çıkık bir çene, kemerli bir burun, geniş bir alın veya alışılmadık derecede belirgin elmacık kemikleri ressama güçlü referans noktaları sağlar. Bu özellikler, yüzün genel görünümünü oluştururken sanatçıya yardımcı olur.
Buna karşılık bazı yüzlerde ayırt edicilik tek bir organda veya belirgin bir anatomik özellikte toplanmaz. Kişiyi tanınabilir kılan şey, birbirinden küçük farklılıklar gösteren çok sayıda ayrıntının bir araya gelmesidir. Böyle yüzlerde ressamın yalnızca gözleri veya burnu doğru çizmesi yeterli olmaz. Yüzün bütün geometrisini, oranlarını ve parçalar arasındaki mesafeleri de doğru yakalaması gerekir.
Yüz simetrisi de bu noktada önem kazanır. İnsan yüzleri tamamen simetrik değildir. Bir göz diğerinden biraz daha aşağıda bulunabilir, ağız köşeleri aynı hizada olmayabilir veya çene hafifçe bir tarafa yönelmiş olabilir. Bu küçük asimetriler, kişinin yüzüne özgü karakteristik görünümün bir parçasıdır. Ressam yüzü daha düzgün ve simetrik göstermek amacıyla bu farklılıkları ortadan kaldırdığında anatomik açıdan güzel bir portre ortaya çıkarabilir ancak benzerliği zayıflatabilir. Asimetrileri gereğinden fazla vurgulaması da aynı şekilde kişinin olduğundan farklı görünmesine yol açabilir.
Atatürk’ün Yüzünü Özel Kılan Ne?
Mustafa Kemal Atatürk‘ün portre çizimlerinde sıkça zorluk yaşandığının söylenmesi, yüzündeki belirgin özelliklerin bir araya geliş biçimiyle yakından ilişkili. Atatürk‘ün geniş ve belirgin alnı, güçlü kaş yapısı, derin bakışlı gözleri, elmacık kemikleri ve kendine özgü çene hattı, yüzünün tanınmasında önemli rol oynuyor. Ancak bu özelliklerden herhangi birini tek başına doğru çizmek, Atatürk‘e benzeyen bir portre ortaya çıkarmaya yetmiyor.
Asıl güçlük, bütün bu özelliklerin birbirleriyle olan oranlarını ve ilişkilerini koruyabilmekte yatıyor. Örneğin gözlerin biçimi doğru aktarılmış olsa bile kaşlarla arasındaki mesafe, burun kökünün konumu veya yüzün genel ekseni biraz farklı çizildiğinde benzerlik kaybolabiliyor. Portre, Atatürk‘ün bazı özelliklerini taşıyan başka bir insanın yüzüne dönüşebiliyor.
Bakışları da bu açıdan önemli. Atatürk‘ün tarihî fotoğraflarında sert, kararlı, düşünceli ve zaman zaman oldukça yumuşak ifadelerle karşılaşıyoruz. Göz çevresindeki kasların duruşu, göz kapaklarının açıklığı ve bakış yönü, yüzün genel ifadesini belirleyen ayrıntılar arasında. Gözlerin anatomik biçimini doğru çizmek, bu ifadeyi yakalamak için tek başına yeterli değil. Özellikle Atatürk‘ün fotoğraflarında sıkça görülen yoğun ve karakteristik bakışı resme aktarabilmek, portre sanatçısının karşısındaki önemli güçlüklerden biri.
Üstelik Atatürk‘ün yüzü yaşamının farklı dönemlerinde değişiklik gösteriyor. Gençlik yıllarından askerlik dönemine, Cumhuriyet’in ilk yıllarından yaşamının son dönemine kadar uzanan fotoğraflarda yüzünün dolgunluğu, saç çizgisi, cilt dokusu ve yaşlanmaya bağlı özellikleri farklılaşıyor. Dolayısıyla sanatçının önünde tek bir Atatürk görüntüsü bulunmuyor. Farklı yaşlardaki görünümleri doğru değerlendirmesi, bir döneme ait özellikleri başka bir dönemin yüzüyle karıştırmaması gerekiyor.
Fotoğraflar Daima Aynı Yüzü Göstermez
Portre çalışmalarında kullanılan fotoğrafların niteliği de benzerliği doğrudan etkiliyor. Çünkü fotoğraf, insan yüzünü olduğu gibi kaydeden kusursuz bir araç değil. Objektifin türü, çekim mesafesi, ışığın geliş yönü, başın duruşu ve kamera açısı yüzün algılanan oranlarını değiştirebiliyor.
Örneğin geniş açılı bir objektifle yakından çekilen fotoğraflarda burun olduğundan daha büyük, yüzün diğer bölümleri ise daha küçük görünebilir. Işığın belirli bir yönden gelmesi elmacık kemiklerini daha belirgin hâle getirirken yüzün diğer tarafındaki ayrıntıları gölgede bırakabilir. Başın birkaç derece dönmesi bile çene, burun ve gözler arasındaki ilişkilerin farklı algılanmasına neden olabilir.
Atatürk‘ün tarihî fotoğrafları arasında da farklı açılardan, farklı ışık koşullarında ve değişik yaş dönemlerinde çekilmiş çok sayıda görüntü bulunuyor. Bir portre sanatçısının bu fotoğrafları birlikte değerlendirmesi, her birinin sunduğu görsel bilgiyi ayıklaması ve yüzün değişmeyen karakteristik özelliklerini belirlemesi gerekiyor.
Buna bir de tarihî fotoğrafların zaman içinde rötuşlanması, baskı kalitesinin değişmesi ve bazı görüntülerin sanatsal yorumlarla yeniden üretilmesi ekleniyor. Fotoğraftan hareketle hazırlanan resimlerde yüz hatları bazen idealize ediliyor; çene daha belirgin, gözler daha keskin veya yüz daha simetrik gösterilebiliyor. Bu tür görüntüleri doğrudan referans almak, sanatçının gerçek yüz özelliklerinden uzaklaşmasına neden olabiliyor.
Yapay Zekâ Neden Atatürk’e Benzeyen Yüzler Üretemiyor?
Konunun günümüzde daha da ilginç hâle gelmesinin nedeni, yapay zekâ görüntü üretim sistemlerinin yaşadığı benzerlik sorunu. Bugün bu sistemler, dünya çapında tanınan pek çok ünlünün fotoğraf gerçekliğinde görüntülerini oluşturabiliyor. Farklı kıyafetler, mekânlar, ışık koşulları ve kamera açıları kullanıldığında bile bazı isimlerin yüz özelliklerini oldukça tutarlı biçimde koruyabiliyorlar.
Ancak Atatürk söz konusu olduğunda ortaya çıkan sonuçlar zaman zaman beklentilerin gerisinde kalıyor. Görüntü teknik açıdan son derece başarılı olabiliyor; yüz anatomisi düzgün, ışık ve gölge dengesi yerinde, cilt dokusu gerçekçi görünebiliyor. Buna rağmen görüntüye bakıldığında Atatürk‘ün yüzüyle karşılaşmak mümkün olmayabiliyor. Ortaya çıkan kişi, Atatürk‘ün bazı özelliklerini taşıyan ancak ona tam olarak benzemeyen başka bir insan izlenimi verebiliyor.
Bunun temel nedenlerinden biri, yapay zekânın insan yüzlerini çalışma biçimi. Görüntü üretim modelleri, bir kişinin yüzünü biyometrik bir kimlik kaydı gibi saklayıp her defasında bu kaydı yeniden üretmiyor. Eğitim sırasında karşılaştıkları görüntülerden görsel örüntüler öğreniyor ve verilen komut doğrultusunda bu örüntülerden yararlanarak yeni görüntüler oluşturuyorlar.
Dolayısıyla bir ismi tanımaları ile o kişinin yüzünü farklı koşullarda tutarlı biçimde yeniden üretebilmeleri aynı şey değil. Model, bir kişiye ait çok sayıda görüntüyle karşılaşmış olsa bile bu görüntülerdeki ortak yüz özelliklerini doğru biçimde ayırt edemeyebilir. Özellikle fotoğraflar arasında belirgin farklılıklar bulunuyorsa bu durum daha da zorlaşır.
Atatürk örneğinde karşılaşılan güçlüklerden biri de farklı görsel temsillerin birbirine karışması. Modelin eğitiminde tarihî fotoğrafların yanı sıra resimler, heykeller, afişler, grafik tasarımlar ve dijital olarak düzenlenmiş portreler de bulunabiliyor. Bunların hepsi aynı kişiyi temsil etse de yüz hatları bakımından birbirinden farklı olabiliyor.
Örneğin bir ressamın Atatürk‘ü daha keskin bakışlı, daha belirgin çeneli veya daha simetrik yüz hatlarıyla yorumladığı bir çalışma, tarihî fotoğraflardaki gerçek görünümden uzaklaşabilir. Yapay zekâ bu farklı temsilleri aynı isimle ilişkilendirdiğinde, hepsinin ortak özelliklerinden hareketle ortalama bir yüz oluşturabiliyor. Ancak insan yüzünde ortalama özellikleri bir araya getirmek, belirli bir kişiye benzemek anlamına gelmiyor.
Burada önemli bir ayrıntı daha var: Bir görüntü üretim modelinin Atatürk‘e benzeyen bir yüz oluşturmakta zorlanması, mutlaka yeterli sayıda Atatürk fotoğrafıyla eğitilmediği anlamına gelmiyor. Verinin miktarı kadar niteliği, çeşitliliği, görsel tutarlılığı ve modelin bu görüntülerden kimlik özelliklerini ne ölçüde öğrenebildiği de önemli. Üstelik kullanılan modelin mimarisi, eğitim yöntemi ve kişiye özgü görsel özellikleri koruma kapasitesi de sonucu etkiliyor.
İnsan Hafızası Benzerliği Nasıl Etkiliyor?
Yapay zekânın Atatürk portrelerinde yaşadığı güçlüğü değerlendirirken insan algısını da hesaba katmak gerekiyor. Çünkü Atatürk‘ün yüzü, Türkiye’de yaşayan insanların görsel hafızasında son derece güçlü bir yere sahip. Ders kitaplarından tarihî belgesellere, anma törenlerinden kamuya açık alanlardaki portrelere kadar çok farklı ortamlarda aynı yüzle karşılaşıyoruz.
Bu tekrar, belirli fotoğrafların ve yüz ifadelerinin hafızamızda yerleşmesini sağlıyor. Dolayısıyla yapay zekânın ürettiği bir görüntüdeki küçük farklılıklar bile hemen fark edilebiliyor. Gözlerin konumu, dudakların doğal duruşu veya çene hattındaki ufak bir değişiklik, görüntünün Atatürk’e benzemediği hissini yaratabiliyor.
Başka bir ünlünün portresinde aynı ölçüdeki farklılığı fark etmeyebiliriz. Bunun nedeni, o kişinin yüzünü zihnimizde aynı kesinlikte sabitlememiş olmamız olabilir. Bir başka deyişle, Atatürk‘ün yüzünü tanımaya yönelik görsel belleğimiz ne kadar güçlüyse, benzerlikteki küçük sapmalara karşı duyarlılığımız da o kadar artıyor.
Bununla birlikte mesele yalnızca alışkanlık veya yüksek beklentiyle açıklanamaz. Yüz tanıma araştırmaları, insanların bir kişiyi tanırken tek tek yüz parçalarından ziyade bu parçaların oluşturduğu bütünsel yapıya duyarlı olduğunu gösteriyor. Bu nedenle yüzün genel geometrisindeki küçük değişiklikler, kişinin tanınmasını zorlaştırabiliyor.
Portre Sanatında Beklenti Baskısı
Atatürk portresi çizen sanatçının karşısındaki güçlük yalnızca teknik değil, aynı zamanda algısal ve kültürel. Sanatçı, izleyicinin zihninde zaten çok güçlü biçimde yer etmiş bir yüzü yeniden yorumluyor. Üstelik izleyicinin beklentisi de oldukça yüksek.
Bir portreye bakan kişinin ilk tepkisi çoğu zaman kullanılan tekniği, renkleri veya ışık düzenini değerlendirmek değil, resmedilen kişinin gerçekten Atatürk‘e benzeyip benzemediğine karar vermek oluyor. Anatomik açıdan başarılı, sanatsal değeri yüksek bir çalışma bile benzerlik konusunda beklentiyi karşılamadığında eleştirilebiliyor.
Bu durum portre sanatçısının işini daha da zorlaştırıyor. Çünkü sanatçı yalnızca yüzün fiziksel özelliklerini aktarmakla kalmıyor, aynı zamanda izleyicinin hafızasında yer etmiş görüntüyle de karşı karşıya geliyor. Bir bakıma çizdiği yüz, yalnızca gerçek bir insanın değil, toplumun ortak görsel belleğinde yer etmiş bir kimliğin de temsilcisi hâline geliyor.
Bir Yüzü Yeniden Oluşturmanın Sınırları
Atatürk portrelerinin neden zor çizildiği sorusunun tek bir cevabı yok. Yüzün kendine özgü geometrisi, küçük asimetriler, bakışın karakteri, farklı yaş dönemleri ve fotoğrafların oluşturduğu optik farklılıklar bu güçlüğün teknik tarafını oluşturuyor. Bunlara insan hafızasının seçiciliği, kültürel beklentiler ve portre sanatçısının üzerindeki görünürlük baskısı da ekleniyor.
Yapay zekâ açısından ise sorun, gerçekçi bir insan yüzü oluşturabilmekten çok daha fazlası. Modelin belirli bir kişinin kimliğini oluşturan ince geometrik ilişkileri koruması, farklı fotoğraflardaki ortak özellikleri ayırt etmesi ve bunları yeni bir görüntüye aktarırken tutarlılığını kaybetmemesi gerekiyor.
Bu nedenle bir görüntünün fotoğraf kadar gerçekçi görünmesi, resmedilen kişinin benzerliğini taşıdığı anlamına gelmiyor. Bir yüzü teknik açıdan kusursuz biçimde oluşturmak mümkün olsa bile o yüzün kime ait olduğunu doğru hissettirmek ayrı bir başarı gerektiriyor.
Atatürk örneği, portre sanatının bu temel ayrımını oldukça açık biçimde ortaya koyuyor: Bir insanın yüzünü çizmek başka, o insanı yüzünde yeniden var edebilmek başka.