e-BİLGİ, e-MAGAZİN

Spor Yönetiminde Kırmızı Çizgi

spor-yonetiminde-kirmizi-cizgi

Aynı Masada İki Taraf...

22:38:58

Aynı Anda İki Şapkayla Görev Yapmak Ne Kadar Doğru?

Sporun en temel ilkelerinden biri adil rekabettir. Ancak adil rekabet sadece saha içinde değil, saha dışında görev yapan yöneticiler için de geçerlidir. Bu nedenle bir milli takım menajerinin aynı zamanda ligde mücadele eden bir kulübün genel menajeri olarak görev yapması, spor etiği ve kurumsal yönetişim açısından ciddi soru işaretleri doğurmaktadır…

Buradaki temel mesele, bir kişilerin iyi niyetli olup olmaması değildir. Asıl mesele, çıkar çatışması ihtimalinin ortaya çıkması ve bu ihtimalin bile spor kamuoyunda güven kaybına yol açabilmesidir.

Güven Duygusunu Zedeleyen Bir Yapı

Milli takım, bütün kulüplerin ve bütün sporcuların ortak değeridir. Dolayısıyla milli takım bünyesinde görev yapan yöneticilerin, herhangi bir kulübün çıkarlarıyla ilişkilendirilmeyecek kadar bağımsız bir konumda bulunması beklenir.

Bir yöneticinin hem milli takımın menajerliğini hem de bir kulübün genel menajerliğini yürütmesi ise ister istemez şu soruları gündeme getirir:

  • Oyuncular gerçekten tamamen objektif kriterlerle mi değerlendiriliyor?

  • Milli takım ortamında edinilen bilgiler kulüpler arasında eşit olmayan bir avantaj oluşturabilir mi?

  • Transfer süreçlerinde diğer kulüplerin sahip olmadığı bir erişim imkânı doğuyor mu?

  • Rakip kulüpler gerçekten eşit şartlarda rekabet ediyor mu?

Bu soruların varlığı bile kurumlara duyulan güveni zedelemeye yeterlidir.

Etik Sorun Sadece Fiili Değil, Görünürdeki Çıkar Çatışmasıdır

Kurumsal etik anlayışında uzun yıllardır kabul gören önemli bir ilke vardır:

Yalnızca çıkar çatışmasından kaçınmak değil, çıkar çatışması görüntüsünden de kaçınmak gerekir.

Çünkü spor kamuoyu, alınan kararların nasıl verildiğini her zaman bilemez. İnsanların gördüğü şey, aynı kişinin iki farklı kurum adına yetki kullanıyor olmasıdır.

Bu durum, kararlar tamamen doğru olsa bile tarafsızlık algısını zayıflatır. Spor yönetiminde güvenin temeli ise yalnızca doğru karar almak değil, o kararların tarafsız biçimde alındığına herkesi ikna edebilmektir.

Milli Takım Her Kulübe Aynı Mesafede Olmalıdır

Milli takım organizasyonu, hiçbir kulübe yakın veya uzak görünmemelidir. Çünkü milli takım, tek bir kulübün değil, tüm ülkenin temsilcisidir.

Bir kulüp yöneticisinin aynı zamanda milli takım yönetiminde bulunması, diğer kulüpler açısından doğal olarak soru işaretleri doğurur. İster istemez “eşit mesafe" ilkesi tartışmaya açılır.

Bu durum sadece mevcut kararları değil, gelecekte alınacak bütün kararları da gölgede bırakabilecek bir algı oluşturur.

Geçmişte  Yaşanan Tartışmalar

Türk sporunda benzer tartışmalar geçmişte özellikle kadın voleybolunda da yaşanmıştır. Aynı kişinin hem kulüp hem de milli takım tarafında etkili pozisyonlarda bulunmasının, kamuoyunda uzun süre tarafsızlık tartışmalarına neden olduğu görülmüştür.

Bu tür örnekler, meselenin kişilere özgü olmadığını göstermektedir. Sorun bireylerden ziyade sistemin kendisindedir. İyi niyetli yöneticiler görevde olsa bile, çıkar çatışmasına açık bir yapı oluşturulduğunda güven tartışmaları kaçınılmaz hale gelmektedir.

Sporun İtibarı İçin Görevler Ayrılmalı

Modern spor yönetiminde şeffaflık, hesap verebilirlik ve tarafsızlık temel ilkeler arasında yer almaktadır. Bu ilkelerin korunabilmesi için milli takımda görev yapan üst düzey yöneticilerin, ligde mücadele eden kulüplerde karar verici pozisyonlarda bulunmaması en sağlıklı yöntemdir.

Bu yaklaşım herhangi bir kişiyi hedef almak için değil, spor kurumlarının itibarını korumak için gereklidir.

Sonuç olarak mesele, bir yöneticinin dürüstlüğünü sorgulamak değildir. Asıl mesele, milli takım gibi ülkenin ortak değerini temsil eden bir yapının, en küçük çıkar çatışması şüphesinden dahi uzak tutulmasıdır. Çünkü sporda güven bir kez sarsıldığında, onu yeniden inşa etmek kazanılan maçlardan çok daha zordur.

Uluslararası Spor Yönetişimi Ne Diyor?

Bu konu yalnızca Türkiye’de tartışılan bir mesele değildir. Uluslararası spor yönetişiminde çıkar çatışması (conflict of interest), sporun güvenilirliğini tehdit eden en önemli risklerden biri olarak kabul edilmektedir.

Uluslararası Olimpiyat Komitesi‘nin (IOC) Etik Kodu, yöneticilerin yalnızca fiili çıkar çatışmalarından değil, potansiyel veya algılanan çıkar çatışmalarından da kaçınması gerektiğini vurgular. Etik Kod‘a göre, bir kişi çıkar çatışmasına yol açabilecek bir durumla karşı karşıya kaldığında karar alma sürecine katılmamalı ve ilgili çıkarlarını kuruma beyan etmelidir.

Bu yaklaşımın temel amacı, yalnızca adil karar alınmasını sağlamak değil, kararların adil olduğuna yönelik kamu güvenini de korumaktır.

İyi Yönetişimde Esas Olan Tarafsızlıktır

Uluslararası spor yönetişiminde “good governance" (iyi yönetişim) anlayışı; bağımsızlık, şeffaflık, hesap verebilirlik ve tarafsızlık ilkeleri üzerine kuruludur.

Bu ilkeler gereği, aynı kişinin iki farklı kurum adına çıkar ilişkisi doğurabilecek pozisyonlarda bulunması ciddi bir yönetişim riski olarak değerlendirilmektedir. Çünkü yönetici, istemese bile iki farklı kuruma karşı sorumluluk taşımaya başlar.

Bu nedenle etik literatüründe yalnızca “gerçek çıkar çatışması" değil, “potansiyel çıkar çatışması" ve “algılanan çıkar çatışması" kavramları da aynı derecede önemsenmektedir. IOC‘nin etik yaklaşımı da bu ayrımı açık biçimde benimsemektedir.

Sorun Güven Meselesidir

OECD‘nin çıkar çatışmasına ilişkin yönetişim ilkeleri de kamu güveninin korunmasını merkeze koymaktadır. OECD‘ye göre çıkar çatışması yalnızca kararların gerçekten etkilenmesi anlamına gelmez; kişisel çıkarların resmi görevleri etkileyebileceği yönünde makul bir algının oluşması bile kurumsal güveni zayıflatabilir. Bu nedenle kurumlar, gerçek, potansiyel ve görünürdeki çıkar çatışmalarını önleyecek mekanizmalar kurmalıdır.

Bu bakış açısı spor için daha da önemlidir. Çünkü milli takım, herhangi bir kulübün değil, tüm ülkenin ortak değeridir. Dolayısıyla milli takım yönetiminde görev alan kişilerin hiçbir kulüple çıkar ilişkisini çağrıştırmayacak kadar bağımsız bir konumda bulunması, yalnızca etik bir tercih değil, kurumsal güvenin korunması açısından da temel bir gerekliliktir.

Yaşanan Tartışmaların Gösterdiği Gerçek

Türkiye’de geçmiş yıllarda yaşanan tartışmalar da göstermiştir ki, aynı kişinin hem kulüp hem de milli takım tarafında etkili görevler üstlenmesi, ister istemez tarafsızlık tartışmalarını beraberinde getirmektedir.

Burada önemli olan belirli isimler değildir. Tartışmanın odağında kişiler değil, sistem yer almaktadır. Modern yönetişim anlayışı da tam olarak bunu savunmaktadır: Kurumlar, yöneticilerin iyi niyetine güvenerek değil, çıkar çatışması ihtimalini en baştan ortadan kaldıracak yapılar kurarak güven tesis etmelidir.

Bu nedenle milli takım yönetiminde görev yapan üst düzey yöneticilerin aynı zamanda profesyonel kulüplerde karar verici pozisyonlarda bulunmaması, uluslararası etik standartlarıyla daha uyumlu bir model olarak öne çıkmaktadır.

Bu içeriği beğendiyseniz lütfen çevrenizle paylaşınız…
Etiketler: , ,
error: İçerik korunmaktadır !!