Milyonlarca Kişi Evine Döndü, Ancak Kriz Bitmiş Değil...
06:49:51
On Yıl Sonra Bir İlk: Küresel Mülteci Sayısında Düşüş Yaşandı
Dünya genelinde çatışmalar, savaşlar, siyasi baskılar ve insani krizler nedeniyle yerlerinden edilen insanların sayısı son yıllarda sürekli artış gösterirken, 2025 yılı dikkat çekici bir dönüm noktası olarak kayıtlara geçti. Birleşmiş Milletler verilerine göre, on yıl sonra ilk kez küresel ölçekte zorla yerinden edilmiş insan sayısında düşüş yaşandı. Her ne kadar milyonlarca kişi hâlâ evlerinden uzakta yaşam mücadelesi veriyor olsa da, uzun süredir devam eden yükseliş eğrisinin kırılması uluslararası toplum açısından önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor…
2025 yılında dünya genelinde yaklaşık 5,4 milyon kişi çatışmalar, zulüm, siyasi istikrarsızlık veya güvenlik tehditleri nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kaldı. Bu rakam hâlâ son derece yüksek olsa da, önceki yıllarla karşılaştırıldığında küresel mülteci nüfusundaki artışın yavaşladığını ve hatta toplam sayının gerilemeye başladığını gösteriyor. Sonuç olarak mülteci veya mülteci benzeri koşullarda yaşayan insanların sayısı 41,6 milyona düştü. Bu rakama yaklaşık 6 milyon Filistinli mülteci de dahil bulunuyor.
Küresel tablodaki iyileşmenin temel nedeni ise yeni yerinden edilmelerin azalmasından çok, geri dönüşlerde yaşanan olağanüstü artış oldu. 2025 yılı boyunca yaklaşık 14,7 milyon mülteci ve ülke içinde yerinden edilmiş kişi evlerine döndü. Bu sayı, bir önceki yıla göre yüzde 50’lik artış anlamına gelirken, aynı zamanda 1965 yılından bu yana kaydedilen en yüksek ikinci geri dönüş rakamı olarak dikkat çekti.
Bu gelişme ilk bakışta oldukça olumlu görünse de, geri dönüşlerin gerçekleştiği ülkelerin koşulları daha yakından incelendiğinde tablo karmaşık bir hâl alıyor. Çünkü geri dönen insanların önemli bir bölümü, altyapının büyük ölçüde zarar gördüğü, ekonomik hayatın tam anlamıyla toparlanamadığı ve güvenlik risklerinin tamamen ortadan kalkmadığı bölgelere dönmek zorunda kaldı.
Geri dönüşlerin büyük kısmı altı ülkede yoğunlaştı: Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Sudan, Suriye, Afganistan, Ukrayna ve Myanmar. Bu ülkelerin tamamı son yıllarda savaşlar, iç çatışmalar veya siyasi krizlerle gündeme gelmişti. Buna rağmen milyonlarca insan, yıllar süren sürgün hayatının ardından yeniden evlerine dönmeyi tercih etti.
Özellikle Afganistan ve Suriye örnekleri dikkat çekici bir değişimi ortaya koyuyor. Dünyanın en büyük mülteci topluluklarından birini oluşturan Afgan mültecilerin sayısı bir yıl içinde 5,8 milyondan 3,7 milyona geriledi. Benzer şekilde Suriyeli mültecilerin sayısı da yaklaşık 6 milyondan 4,9 milyona düştü.
Suriye’deki düşüşün arkasındaki en önemli nedenlerden biri, ülkedeki siyasi dengelerin değişmesi ve Beşar Esad hükûmetinin devrilmesinin ardından bazı bölgelerde yaşanan geri dönüş hareketleri oldu. Yıllardır komşu ülkelerde veya Avrupa’da yaşayan çok sayıda Suriyeli, belirsizliklere rağmen ülkelerine dönmeyi tercih etti. Ancak uzmanlar, bu geri dönüşlerin tamamının kalıcı olup olmayacağının henüz netleşmediğini vurguluyor.
Aslında rakamlardaki iyileşmeye rağmen Birleşmiş Milletler ve insani yardım kuruluşları, küresel mülteci krizinin sona erdiği yönündeki yorumlara temkinli yaklaşıyor. Çünkü bugün hâlâ milyonlarca insan uzun süreli yerinden edilme koşulları altında yaşamaya devam ediyor.
Uzun süreli yerinden edilme, insanların yıllarca hatta on yıllarca evlerine dönememesi anlamına geliyor. Bu kişiler çoğu zaman geçici kamplarda veya ekonomik imkânları sınırlı bölgelerde yaşamlarını sürdürmek zorunda kalıyor. Eğitim, sağlık hizmetleri, istihdam ve sosyal güvence gibi temel alanlarda ciddi zorluklarla karşılaşıyorlar.
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne (UNHCR) göre dünya genelindeki mültecilerin yaklaşık yüzde 70’i beş yıl veya daha uzun süredir sürgünde bulunuyor. Üstelik bu insanların büyük bölümü sanılanın aksine zengin ülkelerde değil, düşük ve orta gelirli ülkelerde yaşıyor. Başka bir ifadeyle, küresel mülteci yükünün önemli kısmını ekonomik açıdan zaten kırılgan durumdaki ülkeler taşıyor.
Uzmanların dikkat çektiği bir diğer konu ise geri dönüşlerin sürdürülebilirliği. 2025 yılında evlerine dönen yaklaşık 14,7 milyon kişinin önemli bölümü, temel hizmetlere erişimin sınırlı olduğu bölgelere geri döndü. Birçok yerde elektrik, su, sağlık hizmetleri ve eğitim altyapısı hâlâ yetersiz durumda. Bazı bölgelerde güvenlik riskleri de tamamen ortadan kalkmış değil.
Bu nedenle geri dönüş rakamları ne kadar umut verici görünse de, insanların yeniden yerlerinden edilme riskiyle karşı karşıya kalıp kalmayacakları önümüzdeki yıllarda daha net anlaşılacak. Uzmanlar, yalnızca insanların evlerine dönmesinin yeterli olmadığını, aynı zamanda güvenli, istikrarlı ve sürdürülebilir yaşam koşullarının da oluşturulması gerektiğini vurguluyor.
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği bu nedenle 2035 yılına kadar uzun süreli yerinden edilme durumunda yaşayan mülteci sayısını yarıya indirmeyi hedefliyor. Ancak bu hedefe ulaşılabilmesi için yalnızca savaşların sona ermesi yeterli olmayacak. Aynı zamanda yeniden inşa süreçlerinin hızlanması, ekonomik kalkınmanın desteklenmesi, güvenlik ortamının güçlendirilmesi ve geri dönen insanların yaşamlarını yeniden kurabilecekleri koşulların oluşturulması gerekecek.
2025 yılı, küresel mülteci krizinin sona erdiği bir yıl olmaktan uzak olsa da, en azından uzun süredir devam eden olumsuz eğilimin ilk kez tersine döndüğü bir dönem olarak tarihe geçti. Ancak milyonlarca insan için gerçek çözüm, yalnızca evlerine dönmek değil; güven içinde yaşayabilecekleri, geleceklerini yeniden inşa edebilecekleri kalıcı bir istikrara kavuşmak olacak.
Bu içeriği beğendiyseniz lütfen çevrenizle paylaşınız…
