e-BİLGİ, e-HABER

ABD Dünya Polisliğinden Çekiliyor

abd-dunya-polisliginden-cekiliyor

Washington’dan Net Mesaj...

01:25:41

ABD’nin Yeni Güvenlik Stratejisi Avrupa’ya Savunmada Yalnız Kalacağını Söylüyor

22 Aralık 2025’te Amerika Birleşik Devletleri, ülkenin küresel konumunda köklü bir değişime işaret eden yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi’ni (NSS) açıkladı. Bu belgede, Amerikan üstünlüğünü merkeze alan alışılmış dil terk ediliyor. Bunun yerine, çok kutuplu bir dünya düzenini kabul eden, etki alanlarını esas alan ve ABD’nin “dünya polisi” rolünden belirgin biçimde geri çekildiğini ilan eden bir yaklaşım benimseniyor. Yeni doktrinin etkileri özellikle Avrupa’da güçlü yankı buluyor; müttefiklere, gelecekte kendi savunmalarının büyük bölümünü üstlenmeleri gerektiği açıkça ifade ediliyor…

BBC ve Project Syndicate dâhil birçok kaynağa göre, yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi, ABD’nin küresel liderliğini pekiştirmeyi hedefleyen 2022 tarihli stratejiden keskin bir kopuş anlamına geliyor. 2025 versiyonu, Amerikan çıkarlarının doğası gereği küresel olduğu varsayımını açık biçimde reddediyor. Belgede, “Diğer ülkelerin işleri, ancak faaliyetleri doğrudan çıkarlarımızı tehdit ediyorsa bizi ilgilendirir” ifadesi yer alıyor. Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov, bu yaklaşımı Moskova’nın çok kutuplu dünya vizyonuyla “büyük ölçüde tutarlı” bulduğunu söyledi. Bu açıklama, Amerikan politikasına Rusya’dan nadiren gelen olumlu değerlendirmelerden biri olarak dikkat çekti.

Avrupa açısından verilen mesaj net olduğu kadar sarsıcı. Ulusal Güvenlik Stratejisi, “Amerika Birleşik Devletleri’nin Atlas gibi tüm dünya düzenini omuzladığı günler sona erdi” ifadesini kullanıyor ve Avrupa’yı kendi savunmasının asli sorumluluğunu üstlenmeye çağırıyor. Bu yalnızca bir politika ayarlaması değil, jeopolitik ölçekte bir yeniden yapılanma olarak görülüyor. NSS, dünyayı etki alanlarına ayıran bir bakış açısı benimsiyor ve modern ittifaklar ile küresel kurumlar çağından önceki 19. yüzyıl büyük güç siyasetini hatırlatıyor.

ABD açısından bu yaklaşım, Batı Yarımküre’de üstünlüğü yeniden tesis etmeyi amaçlayan Monroe Doktrini’ne dönüş anlamına geliyor. Asya’da ise ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, doğrudan egemenlik iddiaları yerine Çin ile güç dengesine dayalı “esnek gerçekçilik” yaklaşımını öne çıkaran bir strateji ortaya koyuyor.

Avrupa bu yeni gerçeklikle yüzleşirken, hem doğudan hem batıdan gelen baskılarla karşı karşıya. Doğuda, Rusya’nın hedefleri ciddi bir tehdit oluşturuyor. Başkan Vladimir Putin yönetimi, on yılı aşkın süredir Avrupa’ya karşı hibrit savaş yöntemleri uygulayarak kıtayı zayıflatmayı ve genişleyen bir Rus etki alanı için zemin hazırlamayı amaçlıyor. NATO’nun genişlemesini engellemeyi hedefleyen Rusya’nın Ukrayna barış planları da bu stratejinin ayrılmaz bir parçası olarak görülüyor.

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, 22 Aralık 2025’te Berlin’de yaptığı konuşmada, “Biz Rusya’nın bir sonraki hedefiyiz ve zaten tehlike altındayız” dedi. 2022’de savaşın başlamasından bu yana Rusya’nın verdiği ağır kayıplara dikkat çekti; toplam kayıpların 1,1 milyonu aştığını ve sadece 2025’te günlük ortalama 1200 askerin kaybedildiğini belirtti. Buna rağmen Moskova’nın etki alanını genişletme isteğinin azalmadığı uyarısında bulundu.

Batıda ise Avrupa ile ABD arasındaki uzun süreli ittifak yeni bir biçim alıyor. Ulusal Güvenlik Stratejisi, ABD’nin 2027’ye kadar Avrupa’daki konvansiyonel savunma sorumluluklarını kademeli olarak devretmeyi ve yalnızca nükleer şemsiyesini korumayı hedeflediğini ortaya koyuyor. Rutte, Berlin konuşmasında bu konuda açık konuştu. Müttefiklerin savunma harcamalarını ve üretim kapasitelerini hızla artırması gerektiğini, silahlı kuvvetlerin ihtiyaç duydukları imkânlara gecikmeden kavuşmasının şart olduğunu vurguladı.

Rutte ayrıca NATO müttefiklerini, savunma harcamalarını 2035’e kadar gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 5’ine çıkarmaya çağırdı. Çok sayıda ülkenin hâlâ sessiz kaldığını, aciliyet duygusunun yeterince hissedilmediğini ve zamanın Avrupa’nın lehine olduğu yanılgısının sürdüğünü söyledi.

Donald Trump yönetiminin Ulusal Güvenlik Stratejisi, Avrupa’nın ekonomik, askeri ve demokratik performansına yönelik sert eleştiriler de içeriyor. Belgede, siyasi istikrarsızlık, göç baskısı, sansür, düşen doğum oranları ve ulusal kimlik kaybı yaşayan bir kıta tasviri yapılıyor. Hatta bazı Avrupa ülkelerinin gelecekte güvenilir müttefik olma kapasitesini yitirebileceği ima ediliyor. Strateji, bazı ülkelerin ekonomik olarak bu rolü sürdürebileceğini söylerken, Avrupa’nın mevcut yönelimine karşı “iç direnişi teşvik etmeyi” de öneriyor. Bu yaklaşım, açık biçimde iç işlerine müdahale anlamına geliyor ve Avrupa Birliği’ni zayıflatma riski taşıyor.

Bu söylem Avrupalı liderlerin dikkatinden kaçmadı. Mark Rutte, Berlin konuşmasının ardından BBC’ye verdiği röportajda tabloyu daha iyimser göstermeye çalıştı. Donald Trump’ın ortak savunma, NATO ve Ukrayna açısından “iyi bir haber” olduğunu ve NATO’nun Trump döneminde “her zamankinden daha güçlü” hâle geldiğini savundu. Ancak bu açıklamaların arkasında derin bir huzursuzluk olduğu açık. Bir ABD yönetiminin müttefiklerinin güvenilirliğini ve dayanıklılığını bu denli açık biçimde sorgulaması son derece nadir bir durum.

Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin Ukrayna’ya ayırdığı alanın daralması da dikkat çekiyor. Belge, Washington’un odağını Monroe Doktrini’nin “Trump Eki” olarak tanımlanan yeni yorumuna çevirdiğini ve Latin Amerika’yı ABD’nin yeniden hâkimiyet kurmak istediği ana bölge olarak gördüğünü gösteriyor. Ukrayna savaşıyla ilgili Avrupa merkezli müzakereler, giderek ABD-Rusya temaslarından ayrışıyor. Bu da Kiev’in, ABD öncelikleri listesinde geriye düştüğüne işaret ediyor.

Avrupa açısından bu strateji hem açık bir uyarı hem de ciddi bir meydan okuma niteliği taşıyor. Kıta, savunma kapasitesini hızla güçlendirmek, inovasyona, enerji güvenliğine ve toplumsal dayanıklılığa acil yatırım yapmak ve çok kutuplu dünyada kendi başına bir güç merkezi olarak hareket etmeye hazırlanmak zorunda. Almanya ya da Fransa gibi tek tek ülkeler değil, Avrupa Birliği, küresel ölçekte güç projeksiyonu yapabilecek tek yapı olarak görülüyor.

Ancak AB hiçbir zaman askeri bir ittifak olarak tasarlanmadı ve daha fazla savunma özerkliğine geçiş sancısız olmayacak. NATO varlığını sürdürdüğü sürece, Avrupa savunmasının omurgası, ABD’nin artık merkezi olmasa da destekleyici bir rol oynadığı İttifak içinde kalmaya devam etmek zorunda.

ABD’nin Avrupa’nın iç işlerine müdahale etmeyi çağrıştıran yaklaşımının ters etki yaratma ve Asya ile Küresel Güney’deki ekonomik işbirliklerini zayıflatma riski de bulunuyor. Oysa bu alanlar, her iki tarafın da birlikte kazanç sağlayabileceği başlıklar arasında yer alıyor.Ulusal Güvenlik Stratejisi, ABD’nin bir yandan Avrupa’yı sert biçimde eleştirip terk etme tehdidinde bulunurken, diğer yandan Avrupa müttefikleri olmadan küresel düzeni yönetemeyeceğini kabul etmesiyle derin bir çelişki barındırıyor.

2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin açıklanmasının ardından ilk dalga sakinleşirken, bir gerçek netleşiyor: Avrupa bu yeni duruma uyum sağlamak zorunda. Kıta, aynı anda hem Rus saldırganlığını caydırmak hem de ABD’nin artık transatlantik güvenliğin tartışmasız garantörü olmadığı bir dünyaya uyum sağlamak gibi ikili bir sınavla karşı karşıya. Alarm zilleri çalıyor; belki de bu, Avrupa’nın kendi kaderi için kararlı biçimde harekete geçmeden önceki son uyarı.

Bu içeriği beğendiyseniz lütfen çevrenizle paylaşınız…
Etiketler: , , ,
error: İçerik korunmaktadır !!