Dünya Ölçeğinde Bu Problemi Gerçekten Çözmüş Takımlar Var...
20:15:17
Modern Oyunda Pasör Çaprazının Tek İşi Sayı Atmak Değil
Günümüz kadın voleybolunda elit pasör çaprazı sayısı çok sınırlı. Gerçekten “her topu öldürebilen” seviye dediğimizde dünya çapında 8–10 isim ancak çıkıyor. Buna rağmen genel seyirci, taraftar, yönetim ve medya hâlâ her takımdan böyle bir figür bekliyor. Bu beklenti karşılanamadığında “çapraz zayıf” etiketi yapıştırılıyor. Oysa bazı takımlar bu çıkmazı sistemsel olarak aşmayı başarabildi ve başarıyor…
İtalya’dan başlayalım. Burada çözüm, pasör çaprazını yok saymak değil, merkezden değersizleştirmek oldu. Conegliano bunun en rafine örneği. Son 5 yılda dönem dönem elit bir pasör çaprazına sahip olsalar bile oyun asla tek oyuncuya bağlanmadı. Hücum yükü sistematik biçimde smaçörlere ve ortalara yayıldı. Buradaki kritik nokta, smaçörlerin “yük taşıyıcı” olarak yetiştirilmesi. Yani sadece köşe bitiricisi değil, arka alan hücumunu da sürekli kullanan, blok üstü oynayabilen, kötü pası sayıya çevirebilen profiller. Bu sistemde pasör çaprazı ne yapıyor? En zor topları almak yerine savunmanın dengesini bozan, blokları yerinden oynatan rol üstleniyor. Kısacası sayı lideri olmak zorunda değil!
Novara ve Scandicci gibi takımlarda da benzer bir eğilim görüldü. Özellikle pasörlerin dağılım cesareti burada belirleyici oldu. Pasör çaprazı arka hatta olsa bile top zorunlu olarak ona gitmedi. Orta hücum sürekliliği ve pipe kullanımıyla savunma yayıldı. Taraftarın “çapraz neden 30 sayı atmıyor” sorusu bu yapı içinde anlamını yitiriyor çünkü takım zaten 5 oyuncudan 12–15’er sayı alıyor.
Japonya’da mesele daha radikal bir şekilde çözüldü çünkü fiziksel gerçeklik buna zorladı. NEC Red Rockets ve Hisamitsu Springs gibi kulüpler pasör çaprazını baştan itibaren “yük taşıyıcı” olarak konumlandırmadı. Japon sisteminde hücum, hız ve varyasyon üzerine kurulu. Pasör çaprazı çoğu zaman ikinci smaçör gibi kullanılıyor. Asıl sayı yükü, arka alan hücumunu çok iyi oynayan smaçörlerde. Pipe ve D hücumları (pozisyon 6) sürekli tehdit. Burada pasör çaprazının işlevi şu: blok çekmek, oyunu hızlandırmak ve savunmayı yatayda açmak. Sayı atmaması problem değil çünkü sistem zaten kimseye 40 top vermiyor.
Amerika tarafında, özellikle NCAA kulüpleri bu sorunu yapısal olarak çözdü. Çünkü elit pasör çaprazı havuzu orada da oldukça sınırlı. Çözüm çoğu zaman 6–2 sistemi oldu. Bu sistemde pasör çaprazı kavramı neredeyse ortadan kalkıyor. Ön hatta her zaman üç hücumcu var ve sayı yükü doğal olarak smaçörlere kayıyor. Burada kilit nokta, smaçörlerin hem hücum hem servis karşılamada oyunun merkezinde olması. Taraftar ya da medya baskısı olmadığı için “çapraz neden yıldız değil” gibi bir tartışma da oluşmuyor. Bu da sistemin sürdürülebilirliğini artırıyor.
Brezilya’da ise çözüm daha pragmatik. Minas ve Praia Clube gibi takımlar, elit çaprazları olmadığı dönemlerde oyunu tamamen orta–smaçör senkronuna dayandırdı. Orta hücum burada sadece bitirici değil, oyun kurucu etkisi yaratıyor. Hızlı orta oyunu sayesinde blok merkezde kilitleniyor, köşeler rahatlıyor. Pasör çaprazı bu düzende “sigorta” gibi kullanılıyor. Kritik anlarda devreye giriyor ama maç boyunca yük onun üstünde değil.
Şimdi asıl soruya gelelim: Pasör çaprazı bu durumda ne işe yarar? Cevap net. Modern oyunda pasör çaprazının tek işi sayı atmak değil. Blokta caydırıcılık, servis baskısı, arka alan savunmasında pozisyon alma ve hücum çeşitliliği yaratma artık en az skor kadar önemli. Elit olmayan bir pasör çaprazı, doğru sistemde “zayıf halka” olmaktan çıkar. Yanlış sistemde ise dünyanın en iyisi bile tek başına yetmez.
Sonuç olarak evet, dünya ölçeğinde bu problemi gerçekten çözmüş takımlar var. Ortak noktaları şu: pasör çaprazını kutsallaştırmıyorlar, smaçörleri taşıyıcı olarak yetiştiriyorlar ve pasörü oyunun gerçek beyni hâline getiriyorlar. Taraftar algısı ise zamanla buna uyum sağlıyor, çünkü kazanan oyunda “neden çapraz yıldız değil” sorusu kimsenin aklına gelmiyor.
Kimseye öyle yap böyle yap diye akıl verecek halimiz yok ama, örneğin Galatasaray Daikin‘de ortaların gerektiği kadar kullanılmadığı gün gibi ortada. Her pasör bu taktiğe uygun mudur orası da soru işareti. Ama şurası da bir gerçek ki, maç kadrosu kurulurken kurgunun pasör çaprazı (Grobelna ya da Carutasu) etrafında şekillenmemesi gerekiyor. Bunun yerine Wang Yuanyuan merkezli bir kadro oluşturulması çok daha iyi netice verebilir.
Özetle Galatasaray Daikin için çıkış noktası önce Wang Yuanyuan‘ı konumlandırıp sonra onun etrafında bir sistem oluşturmaktan geçiyor. Tabii ki bu sisteme uygun pasörü seçip kadroyu oluşturmak teknik kadronun işi. Grobelna çok iyi bir profesyonel oyuncu ve yine çok iyi bir oyuncu olan Carutasu‘ya göre artıları daha fazla. Carutasu‘da zamanla eksiklerini tamamlayacaktır…
Kısacası, taraftarlar rakip takımda var bizde niye yok diye kıskançlık krizine girip konuyu görgüsüzlüğe dönüştürmeseler iyi olur. Çünkü o pozisyonda oynayan oyuncuların bu söylemlerden etkilenmemesi imkansıza yakın. Destek yerine köstek olan taraftar kitlesinin takımına faydası olmaz. Olsa olsa rakip takımlara faydası olur…
