e-BİLGİ, e-HABER, e-MAGAZİN

Influencerlar ve Sporun Yozlaşması

influencerlar-ve-sporun-yozlasmasi

Tenisi Gençlere Sevdireceğiz Derken Tenisi Kaybetmek...

19:03:33

Tenis, Influencer Uğruna Kendinden Vazgeçmemeli

US Open’da influencerların tribünlere ve organizasyon alanlarına daha fazla davet edilmesiyle başlayan tartışma, ilk bakışta basit bir seyirci görgüsü meselesi gibi görünebilir. Maç sırasında ışıklarla çekim yapanlar, konuşanlar, dikkat dağıtan davranışlar ve ardından oyuncuların ve geleneksel tenis izleyicisinin tepkileri…

Fakat mesele bundan çok daha büyük.

İki kez şampiyon olan Naomi Osaka’nın Arthur Ashe Stadyumu’ndaki ilk tur maçı sırasında, bir grup maç devam ederken konuk ağırlama süitinde fotoğraf çekimi yaptı.

Osaka servis atarken grup taşınabilir bir halka ışığı yaktı ve bu durum hakemin uyarısına neden oldu.

Osaka Perşembe günü sahaya geri döndüğünde, hakem seyircilere birkaç kez sessiz olmalarını hatırlatmak zorunda kaldı.

“Bugün hakem, seyircilere sessiz olmalarını, daha önce hiçbir hakemin söylemediği kadar sık söyledi," dedi Osaka.

“Normalde sadece maça ve korta odaklandığımı söylerim, ama bir an geldi ki insanlar bağırıyordu ve sesleri oldukça net duyuluyordu.

“Bence bu durum rakibimi de rahatsız etti."

Dünya dört numarası Coco Gauff, “Yeni bir kitleye ulaşmanın kesinlikle harika olduğunu ancak kırmızı halıya davet edildiğinizde kot pantolonla gitmezsiniz” dedi.

Asıl tartışılması gereken, tenis organizasyonlarının yeni kuşaklara ulaşmak için ne kadar ileri gitmesi gerektiği ve bunu yaparken tenisin kendisini değiştirmeyi göze alıp almadıkları.

US Open ve benzeri büyük organizasyonların influencerlara yönelmesinin mantığı açık: Sosyal medyada büyük takipçi kitlelerine sahip kişiler turnuvaya gelecek, içerik üretecek, bunu kendi takipçilerine taşıyacak ve böylece tenisle ilgilenmeyen milyonlarca kişiye ulaşılacak. Pazarlama departmanları açısından kulağa son derece mantıklı gelen bir denklem.

Ama burada çok temel bir problem var.

Bir şeyi sosyal medyada görünür hâle getirmek, o şeye yeni bir izleyici kazandırmak anlamına gelmez.

Bir influencerın üç saatlik tenis maçından 15 saniyelik bir video paylaşması, o videoyu yüz binlerce kişinin izlemesi ve birkaç milyon kişinin karşısına çıkması mümkündür. Fakat bu insanların kaçının ertesi gün oturup iki buçuk saatlik bir maç izleyeceğini kimse bilmiyor. Daha önemlisi, kimse bunun gerçekten mümkün olduğunu da kanıtlamış değil.

Çünkü tenis, doğası gereği sabır isteyen bir spor.

Bir Grand Slam maçını izlemek yalnızca puanların oynanmasını seyretmek değildir. Oyuncunun servis rutinini, rallinin kurulmasını, taktik değişikliklerini, fiziksel düşüşünü, psikolojik mücadelesini ve maçın giderek şekillenen hikâyesini takip etmeyi gerektirir.

Bu nedenle tenis, seyir kültürü açısından futbol veya basketboldan farklıdır.

Aynı durum at yarışları ya da voleybol için de geçerlidir. Her üç sporun da kendine özgü, köklü ve belli ölçüde muhafazakâr bir seyir kültürü vardır. Tribünde nasıl davranılacağı, ne zaman sessiz olunacağı, ne zaman tepki verileceği ve organizasyonun ritmine nasıl uyulacağı yıllar içinde oluşmuş kurallardır.

Bunları “eski kafalılık” diye görmek büyük bir hata.

Çünkü bunlar sporun dekoru değil, sporun kendisinin bir parçasıdır.

Teniste oyuncu servis atarken tribünden sürekli konuşmalar yükseliyorsa, insanlar telefonlarıyla ışık saçıyorsa, birileri maçın ortasında içerik üretmek için ayağa kalkıyorsa ve oyuncunun konsantrasyonu bozuluyorsa artık ortada sadece “seyirci davranışı” problemi yoktur. Sporun kendisi değişmeye başlamıştır.

Burada USTA ve benzeri organizasyonların bir başka yanılgısı daha ortaya çıkıyor.

Genç kuşakların dikkat süresini, sosyal medya alışkanlıklarını ve içerik tüketim biçimlerini değiştirebilirsiniz. Tenisin en heyecanlı anlarını kısa videolara dönüştürebilirsiniz. Oyuncuların özel hayatlarını öne çıkarabilirsiniz. Turnuva alanlarını gastronomi, moda ve eğlence merkezlerine çevirebilirsiniz.

Bütün bunları yapabilirsiniz.

Ama bütün bunların sonunda gençlerin saatlerce tenis maçı seyreden insanlar hâline geleceğini garanti edemezsiniz.

Hatta büyük ihtimalle tam tersine, tenisi onlara sunuş biçiminizi değiştirdikçe onların tenisle kurduğu ilişkinin biçimini değiştirmiş olursunuz. Ortaya tenis izleyicisi değil, tenis içerik tüketicisi çıkar.

Bu ikisi aynı şey değildir.

Bir oyuncunun olağanüstü bir rallisini TikTok‘ta izlemek tenis seyretmek değildir. Bir tenisçinin kıyafetleriyle ilgili bir video izlemek tenis seyretmek değildir. Turnuvadan influencerların hazırladığı bir “vlog” izlemek de tenis seyretmek değildir.

Bunların hepsi tenis etrafındaki içeriklerdir.

Ve büyük spor organizasyonlarının giderek daha fazla birbirine karıştırdığı şey tam olarak budur.

Tenisin kendisini mi büyütmek istiyorsunuz, yoksa tenis hakkında üretilen içerik miktarını mı?

İkisi arasında çok ciddi bir fark var.

Daha da önemlisi, yeni seyirci kazanma uğruna mevcut seyirciyi küstürme riski bulunuyor.

US Open‘a gelen insanların önemli bir bölümü zaten tenis sevdalısı. Bu insanlar maç görmek için para ödüyor, seyahat ediyor, günlerini stadyumlarda geçiriyor. Onların beklentisi çok basit: İyi tenis izlemek.

Bu insanlar tribünde ring light görmek, maç sırasında içerik üretimi için dolaşan influencerlarla karşılaşmak veya oyuncunun servis atmaya çalıştığı sırada birilerinin sosyal medya videosu çekmesini izlemek istemiyor olabilir.

Ve bunun çok basit bir ekonomik sonucu var:

Yeni seyirci kazanacağım derken eski seyircinin deneyimini bozarsanız, elinizdekini de kaybedebilirsiniz.

Üstelik eski seyircinin kaybı, sosyal medyadaki birkaç milyonluk erişim rakamından çok daha önemli olabilir. Çünkü eski seyirci gerçekten bilet satın alıyor, turnuvaya gidiyor, ürün satın alıyor, tenis izliyor ve yıllardır bu sporun ekonomik ekosistemini ayakta tutuyor.

Bir influencerın paylaşımının kaç görüntülenme aldığı ise tamamen başka bir ölçüttür.

Burada pazarlama dünyasının sevdiği bir yanılsama devreye giriyor: ölçülebilen her şey değerli, değerli olan her şey de ölçülebilir sanılıyor.

Sosyal medya etkileşimini ölçebilirsiniz. Görüntülenmeyi ölçebilirsiniz. Takipçi sayısını ölçebilirsiniz.

Ama bir tenis seyircisinin “Bu turnuvaya hâlâ gelmek istiyorum çünkü burada kendimi tenis dünyasının içinde hissediyorum” duygusunu kolayca ölçemezsiniz.

Oysa uzun vadede asıl değer orada olabilir.

Tenisin bir kimliği var. Sessizliği, ritmi, gerilimi, oyuncuların konsantrasyonu ve seyircinin oyuna gösterdiği saygı bu kimliğin parçaları.

Yeni kuşakları çekmek için bu kimliği sulandırmak, çok tehlikeli bir kumar.

Çünkü gençlerin tenisi sevmemesinin nedeni, tenis organizasyonlarının yeterince influencer kullanmaması olmayabilir.

Belki gençlerin önemli bir bölümü gerçekten üç saatlik bir tenis maçını izlemek istemiyordur.

Bu ihtimali de kabullenmek gerekiyor.

Her sporun herkes tarafından sevilmesi gerekmiyor. Her kuşağın bütün sporları önceki kuşaklarla aynı biçimde tüketmesi de gerekmiyor. Bir sporu sırf “gençlere de sevdirelim” diye Instagram‘a, TikTok‘a ve influencer kültürüne uydurmaya çalışmak, sonunda o sporun neden sevildiğini unutmasına neden olabilir.

Üstelik bunun ironik bir sonucu da ortaya çıkabilir.

Tenisi gençlere daha çekici göstermek için tenisin etrafındaki gürültüyü artırırsınız. Sonra geleneksel tenis seyircisi, sevdiği sporun giderek başka bir şeye dönüştüğünü düşünmeye başlar.

Sonunda ne elde edersiniz?

Gençlerin birkaç saniyelik dikkatini çekmiş, ama eski seyircisinin sabrını tüketmiş bir tenis.

US Open‘daki influencer tartışması bu nedenle küçümsenecek bir tribün tartışması değil. Asıl soru, bir Grand Slam organizasyonunun büyümek için ne kadar değişebileceği değil; değişirken ne kadar kendisi olarak kalabileceği.

Çünkü tenis, influencerlara ihtiyaç duyacak kadar zayıf bir ürün değil.

Tam tersine, yüzlerce yıllık bir seyir kültürü oluşturmuş kadar güçlü bir spor.

Belki de yapılması gereken, tenisi gençlere benzetmeye çalışmak yerine gençlerin ilgisini çekecek olan şeyin gerçekten tenis olup olmadığını kabullenmek.

Her şeye rağmen bazı şeyler TikTok‘a sığmaz.

Tenis de onlardan biridir.

Bu içeriği beğendiyseniz lütfen çevrenizle paylaşınız…
Etiketler: , ,
error: İçerik korunmaktadır !!