Seri Katillerin Ortak Özellikleri Var mı?..
15:48:21
Dr. Ann Burgess ve Suç Profillemenin Dönüm Noktası
Bir seri katilin zihni nasıl çalışır? Onu diğer insanlardan ayıran özellikler nelerdir? En önemlisi de, böylesine ağır suçlar işlenmeden önce tehlike işaretlerini fark etmek mümkün müdür? Bu sorular uzun yıllar boyunca yalnızca polisiye romanların ve filmlerin konusu gibi görünse de, gerçekte suç psikolojisi alanında çalışan bilim insanları onlarca yıldır bu sorulara bilimsel yöntemlerle yanıt arıyor. Bu isimlerden biri ise modern suç profilleme çalışmalarının gelişmesinde önemli rol oynayan Dr. Ann Wolbert Burgess…
Eski bir hemşire, akademisyen ve araştırmacı olan Burgess, doğrudan bir FBI ajanı değildi. Ancak 1970’li yıllardan itibaren FBI‘ın Davranış Bilimleri Birimi ile yürüttüğü ortak çalışmalar sayesinde, seri katillerin davranış örüntülerini anlamaya yönelik araştırmaların en önemli isimlerinden biri hâline geldi. Özellikle FBI ajanları John Douglas ve Robert Ressler ile birlikte gerçekleştirdiği çalışmalar, suç profillemenin bilimsel temellerinin oluşmasına önemli katkılar sağladı.
Bugün suç psikolojisi denildiğinde akla gelen birçok kavramın arkasında, yıllarca cezaevlerinde seri katillerle yapılan görüşmeler, mağdur analizleri ve davranış araştırmaları bulunuyor. Burgess‘in çalışmaları da bu büyük araştırma programının önemli bir parçasını oluşturuyor.
Suç Profilleme Nasıl Ortaya Çıktı?
1970’li yıllara kadar polis teşkilatları çoğunlukla fiziksel delillere odaklanıyordu. Parmak izleri, kan örnekleri, tanık ifadeleri ve olay yeri incelemeleri soruşturmaların temelini oluşturuyordu.
Ancak bazı cinayetlerde bu yöntemler yeterli olmuyordu.
Özellikle birbirinden bağımsız gibi görünen seri cinayetlerde araştırmacılar, failin davranış biçiminin de önemli ipuçları taşıdığını fark etmeye başladı.
İşte bu noktada davranış bilimi devreye girdi.
FBI bünyesinde oluşturulan Davranış Bilimleri Birimi, seri katillerle doğrudan görüşmeler yaparak onların çocukluklarından suç işleme yöntemlerine kadar uzanan ayrıntılı veriler toplamaya başladı.
Dr. Ann Burgess ise bu araştırmalara klinik psikoloji ve travma alanındaki deneyimini taşıdı.
Özellikle mağdur psikolojisi üzerine yaptığı çalışmalar sayesinde suçun yalnızca fail tarafından değil, mağdurun yaşadığı süreç üzerinden de analiz edilmesine katkı sağladı.
Seri Katillerin Ortak Özellikleri Var mı?
Bu sorunun kısa cevabı “evet“, ancak önemli bir şartla.
Hiçbir davranış tek başına bir kişinin ileride seri katil olacağını göstermez.
Burgess ve çalışma arkadaşlarının araştırmaları, yalnızca bazı failler arasında diğer insanlara göre daha sık görülen ortak örüntülere işaret ediyor.
Yani bunlar kesin kurallar değil, istatistiksel eğilimlerdir.
Bilim insanlarının özellikle dikkat çektiği nokta da budur.
Davranış bilimleri, geleceği kesin olarak tahmin etmekten çok, risk faktörlerini anlamaya çalışır.
Şiddet Eğilimleri Genellikle Bir Anda Ortaya Çıkmıyor
Araştırmalar, çok sayıda seri katilin çocukluk ve ergenlik dönemlerinde ciddi travmalar yaşadığını gösteriyor.
Fiziksel istismar…
Duygusal ihmal…
Aile içi şiddet…
Sürekli aşağılanma…
Bütün bu deneyimler bazı bireylerde psikolojik gelişimi olumsuz etkileyebiliyor.
Burgess‘in çalışmalarında özellikle dikkat çekilen noktalardan biri, ağır şiddet suçları işleyen bazı faillerde ergenlik döneminin önemli bir kırılma noktası hâline gelmesi.
Ancak bunun her çocuk için geçerli olmadığı özellikle vurgulanıyor.
Travma yaşayan milyonlarca insan hiçbir zaman suç işlemiyor.
Dolayısıyla travma tek başına açıklayıcı bir neden değil.
Biyolojik yatkınlık, kişilik gelişimi, çevresel koşullar ve sosyal etkenler birlikte değerlendiriliyor.
Fantezilerden Planlamaya
Araştırmalarda dikkat çeken başka bir ortak özellik ise uzun süre devam eden şiddet fantezileri.
Birçok seri katilin saldırıyı anlık öfkeyle gerçekleştirmediği görülüyor.
Aksine…
Aylarca…
Hatta bazen yıllarca…
Kurban seçimi üzerine düşündükleri, plan yaptıkları ve bu zihinsel sürecin kendisinden haz duydukları belirleniyor.
Bu nedenle suç yalnızca fiziksel saldırı anından ibaret görülmüyor.
Asıl süreç çoğu zaman çok daha önce başlıyor.
Araştırmacılar buna bazen “suç döngüsü" adını veriyor.
Fantezi…
Hazırlık…
Planlama…
Suçun işlenmesi…
Ve ardından yeniden başlayan yeni bir fantezi süreci.
Bu döngünün anlaşılması, suç profillemenin temel taşlarından biri olarak kabul ediliyor.
Hayvanlara Yönelik Şiddet Neden Dikkat Çekiyor?
Kamuoyunda sıkça dile getirilen bir iddia vardır:
“Seri katiller önce hayvanları öldürür."
Gerçekte durum bundan daha karmaşıktır.
Araştırmalar, bazı seri katillerin çocukluklarında hayvanlara işkence ettiği veya ölü hayvanlara sıra dışı ilgi gösterdiğini ortaya koyuyor.
Ancak bu durum bütün seri katiller için geçerli değildir.
Daha da önemlisi, hayvanlara zarar veren insanların ezici çoğunluğu hiçbir zaman seri katile dönüşmez.
Buna rağmen uzmanlar bu tür davranışları önemser.
Çünkü canlılara yönelik tekrarlayan ve kasıtlı şiddet, empati eksikliği ve saldırganlık gibi daha geniş davranış örüntülerinin bir parçası olabilir.
Bu nedenle çocuklarda veya ergenlerde görülen ciddi hayvan istismarı davranışlarının uzmanlar tarafından değerlendirilmesi öneriliyor.
Aile Yapısının Etkisi
Burgess‘in araştırmalarında bazı faillerin çocukluk öykülerinde benzer aile dinamikleri dikkat çekiyor.
Örneğin;
-
Evde olmayan veya ilgisiz bir baba figürü,
-
Şiddet uygulayan ya da ağır istismarda bulunan ebeveynler,
-
Sürekli korku ortamında büyüme,
-
Sağlıklı bağlanmanın gelişememesi.
Bu tür deneyimler bazı bireylerde öfke, güvensizlik ve kişilerarası ilişkilerde ciddi bozulmalara yol açabiliyor.
Ancak araştırmacılar burada da önemli bir uyarıda bulunuyor.
Bu koşullarda büyüyen çocukların büyük çoğunluğu ileride suç işlemiyor.
Dolayısıyla aile yapısı tek başına kaderi belirleyen bir unsur değil.
Sezgilerimize Güvenmeli miyiz?
Dr. Burgess‘in yıllardır üzerinde durduğu konulardan biri de insanların tehlike karşısındaki sezgileri.
Ona göre beyin, çoğu zaman bilinçli olarak fark etmediğimiz ayrıntıları çok hızlı biçimde değerlendirebiliyor.
Bir kişinin davranışları…
Konuşma biçimi…
Bakışları…
Sınır ihlalleri…
Rahatsız edici tavırları…
Bütün bunlar bazen açıkça ifade edemediğimiz bir huzursuzluk hissi oluşturabiliyor.
Burgess, özellikle kişisel güvenlik söz konusu olduğunda bu içgüdülerin tamamen göz ardı edilmemesi gerektiğini savunuyor.
Elbette bu, insanları yalnızca sezgilere göre yargılamak anlamına gelmiyor.
Ancak bir ortam veya kişi sürekli rahatsızlık hissi uyandırıyorsa, bunun dikkate alınmasının güvenlik açısından önemli olabileceğini belirtiyor.
Sosyal Medya Yeni Bir Pencere Açtı
Günümüzde tehdit değerlendirmesi yalnızca yüz yüze davranışlarla sınırlı değil.
Araştırmacılar artık sosyal medya paylaşımlarını da inceliyor.
Şiddet içerikli takıntılı paylaşımlar…
Belirli kişilere yönelik yoğun nefret söylemleri…
Tekrarlayan ölüm fantezileri…
Sürekli intikam mesajları…
Bu tür içerikler tek başına suç işleneceğini göstermez.
Ancak diğer risk faktörleriyle birlikte değerlendirildiğinde uzmanlara önemli ipuçları verebilir.
Bu nedenle modern tehdit değerlendirme ekipleri, dijital davranışları da analiz sürecinin bir parçası olarak görüyor.
Bilim Neden Kesin Hükümler Vermiyor?
Polisiye dizilerde suç profilleme çoğu zaman kusursuz çalışan bir sistem gibi gösterilir.
Gerçekte ise durum çok daha karmaşıktır.
Davranış profili, bir kişiyi suçlu ilan etmek için değil, soruşturmayı daraltmaya yardımcı olan araçlardan biridir.
Bir profil, araştırmacılara olası yaş aralığı, davranış biçimi veya yaşam tarzı hakkında ipuçları sunabilir.
Ancak hiçbir zaman doğrudan kanıtın yerini tutmaz.
Bu nedenle suç psikolojisi ile adli deliller birbirini tamamlayan iki ayrı alan olarak değerlendirilir.
Bir Mirasın Bugünkü Etkisi
Dr. Ann Burgess‘in çalışmaları, yalnızca seri katilleri anlamaya yönelik araştırmalarla sınırlı kalmadı. Travma psikolojisi, mağdur hakları ve cinsel saldırı mağdurlarına yönelik adli sağlık uygulamalarında da kalıcı etkiler bıraktı.
Hayatı ve araştırmaları, A Killer by Design adlı kitabında ayrıntılı biçimde anlatılırken, Mastermind: To Think Like a Killer belgeseli de onun suç profillemeye yaptığı katkıları daha geniş kitlelere tanıttı.
Bugün FBI‘ın ve dünyanın birçok ülkesindeki davranış analizi birimlerinin kullandığı yöntemler, yıllar boyunca toplanan binlerce vakanın ortak değerlendirilmesine dayanıyor. Dr. Burgess‘in katkısı ise bu sürecin en önemli yönlerinden birini oluşturuyor: İnsan davranışını yalnızca suç işlendikten sonra anlamaya çalışmak değil, risk işaretlerini daha erken fark ederek olası trajedileri önlemeye katkı sağlamak.
Belki de Burgess‘in çalışmalarından çıkarılabilecek en önemli ders şu: İnsan davranışı son derece karmaşıktır ve hiçbir kişi tek bir özelliği nedeniyle gelecekte suç işleyecek diye etiketlenemez. Ancak bilim, davranış örüntülerini dikkatle inceleyerek hem soruşturmalara yön verebilir hem de toplumun daha güvenli hâle gelmesine katkı sağlayabilir. Suç profillemenin gerçek gücü de tam olarak burada yatıyor; kesin hükümler vermesinde değil, görünmeyen bağlantıları ortaya çıkararak doğru soruları sormasında.
