e-HABER, e-MAGAZİN, e-SAĞLIK

ABD’de Sosyal Medya Devleri Jüri Karşısında

abdde-sosyal-medya-devleri-juri-karsisinda

Beğeni, Algoritma ve Zarar: Hesap Günü...

15:36:10

Sosyal Medyanın Bedeli Mahkemede Soruluyor

9 Şubat 2026 Pazartesi günü, ABD yerel saatine göre başlayan duruşmalar, ABD hukuk tarihinde teknoloji ve çocuk sağlığı ilişkisi açısından bir dönüm noktası olmaya aday. İlk kez büyük sosyal medya şirketleri, platformlarını çocukları ve gençleri bağımlı hale getirmek ve bu yolla onlara zarar vermek amacıyla kasıtlı olarak tasarladıkları iddiasıyla bir jüri önünde yargılanacak…

Bugüne kadar bu tür davaların büyük bölümü erken aşamalarda düşmüş, uzlaşmayla sonuçlanmış ya da teknik gerekçelerle ilerleyememişti. Bu dava ise hem kapsamı hem de ulaştığı aşama itibarıyla istisnai bir yerde duruyor.

Davanın merkezinde, bugün 20 yaşında olan ve mahkeme kayıtlarında yalnızca baş harfleriyle anılan K.G.M. bulunuyor. K.G.M., sosyal medya ile ilişkisinin çok küçük yaşlarda başladığını anlatıyor: Altı yaşındayken YouTube videoları izlemeye, dokuz yaşındayken ise Instagram kullanmaya başlıyor. Davaya göre bu erken temas, zamanla kontrol edilemeyen bir bağımlılığa dönüşüyor. K.G.M., ergenlik yılları boyunca artan kaygı bozukluğu, depresyon, vücut dismorfisi ve birden fazla intihar girişimi yaşadığını; bunların tamamında sosyal medya kullanımının belirleyici bir rol oynadığını iddia ediyor.

Bu bireysel hikâye, aslında çok daha büyük ve koordineli bir hukuki mücadelenin parçası. K.G.M., Meta (Instagram ve Facebook) ile Google’a (YouTube) karşı açılan davalarda yer alan yaklaşık 1.600 davacıdan sadece biri. Bu davacı grubunun içinde 350’den fazla aile ve 250 okul bölgesi de bulunuyor. Ortak iddia net: Şirketler, genç kullanıcıların platformlarda mümkün olduğunca uzun süre kalmasını sağlamak için bilerek ve isteyerek ihmalkâr tasarım tercihleri yaptı; bu tercihler ciddi ve öngörülebilir zihinsel sağlık zararlarına yol açtı.

Duruşmalar başlamadan hemen önce davanın yapısında önemli bir değişiklik yaşandı. TikTok ve Snap, davacı tarafla gizli şartlar içeren uzlaşma anlaşmalarına vararak dosyadan çekildi. Böylece dava, Meta ve YouTube’un sanık sandalyesinde kaldığı bir “öncü dava” niteliği kazandı. Bu durum, hem kamuoyunun hem de hukuk çevrelerinin dikkatini daha da yoğunlaştırdı. Duruşmalarda Meta CEO’su Mark Zuckerberg’in, Instagram Başkanı Adam Mosseri’nin ve YouTube CEO’su Neal Mohan’ın ifade vermesi bekleniyor. Bu isimlerin bizzat tanık kürsüsüne çıkacak olması, davayı yalnızca hukuki değil, sembolik açıdan da kritik hale getiriyor.

Davacıların hukuki stratejisi, büyük ölçüde geçmişte tütün şirketlerine karşı açılan davalardan ilham alıyor. O davalarda da şirketlerin ürünlerinin bağımlılık yapıcı etkilerini bildikleri, buna rağmen bu riskleri gizledikleri veya küçümsedikleri iddia edilmişti. Benzer şekilde, bu davada da sosyal medya şirketlerinin zihinsel sağlık risklerine dair iç uyarılara ve araştırmalara sahip olduklarını gösteren şirket içi belgeler kilit rol oynuyor. Özellikle sonsuz kaydırma, otomatik oynatma ve algoritmik içerik önerileri gibi özelliklerin, kullanıcıların dikkatini bilinçli olarak sömürmek üzere tasarlandığı savunuluyor.

Davayı gerçekten tarihi kılan unsurlardan biri, Los Angeles’taki yargıcın aldığı ara karar oldu. Mahkeme, davanın yalnızca kullanıcılar tarafından oluşturulan içeriklerle sınırlı olmadığını; platformların tasarım seçimlerinin de hukuki incelemeye tabi tutulabileceğini hükme bağladı. Bu karar, internet şirketlerini uzun yıllardır büyük ölçüde koruyan ve kullanıcı içeriklerinden doğan zararlardan sorumlu tutulmamalarını sağlayan Bölüm 230 gibi yasal çerçevelerin sınırlarını dolaylı olarak sorguluyor. Eğer jüri, tasarımın bizzat zararın kaynağı olduğuna ikna olursa, bu durum teknoloji hukuku açısından ciddi bir paradigma değişimi anlamına gelebilir.

Davacı taraf, şirketlerin “zarar vermek istemediklerini” savunmalarının yeterli olmadığını, önemli olanın öngörülebilir risklere rağmen bu tasarımların sürdürülmesi olduğunu vurguluyor. Savunma tarafı ise kullanıcıların ve ebeveynlerin bireysel sorumluluğuna, platformların sunduğu güvenlik araçlarına ve ifade özgürlüğüne dikkat çekiyor. Jürinin bu iki yaklaşım arasında nasıl bir denge kuracağı, davanın sonucunu belirleyecek temel faktörlerden biri olacak.

Eğer dava davacılar lehine sonuçlanırsa, bunun etkileri Los Angeles mahkeme salonunun çok ötesine uzanabilir. Böyle bir karar, teknoloji şirketlerinin platform tasarımlarından doğan zararlardan sorumlu tutulabileceğine dair güçlü bir emsal oluşturur. Bu da zorunlu tasarım değişiklikleri, daha sıkı güvenlik önlemleri ve yüksek tutarlı tazminat davalarının önünü açabilir. Aynı zamanda, Haziran ayında San Francisco’da görülmesi planlananlar da dahil olmak üzere, eyalet ve federal düzeyde açılmış onlarca benzer davanın seyrini doğrudan etkileyebilir.

Kısacası bu dava, yalnızca K.G.M.’nin yaşadıklarının hukuki karşılığını arayan bir süreç değil. Dijital çağda çocukların korunması, teknoloji şirketlerinin sorumluluğu ve “bağımlılık” kavramının hukuki tanımı gibi konularda yeni bir sayfa açma potansiyeline sahip. Şubat ayında başlayacak duruşmalar, bu nedenle sadece bir mahkeme takvimi maddesi değil, geleceğin dijital ekosistemini şekillendirebilecek bir sınav olarak görülüyor.

Bu içeriği beğendiyseniz lütfen çevrenizle paylaşınız…

Etiketler: , ,
error: İçerik korunmaktadır !!