Noel Öncesinde Gelen Kâbus...
17:07:55
Barbara Jane Mackle’ın Kaçırılma Hikâyesi
Aralık 1968’de ABD’nin Georgia eyaletinde yaşanan bir kaçırılma olayı, yalnızca dönemin değil, Amerikan suç tarihinin de en sıra dışı vakalarından biri hâline geldi. Emory Üniversitesi öğrencisi 20 yaşındaki Barbara Jane Mackle, ailesi Noel tatili için Florida’ya dönmeye hazırlanırken iki kişi tarafından kaçırıldı. Ancak onu kaçıranların amacı sıradan bir fidye pazarlığı değildi. Genç kadın, kaçıranların önceden hazırladığı özel bir bölmenin içine konulacak ve toprağın altına gömülecekti. Ailesinden 500 bin dolar fidye istenecekti. Barbara‘nın kurtulması ise kaçıranların vereceği talimatlara, polisin soruşturmasına ve her şeyden önemlisi, genç kadının yer altında geçireceği saatler boyunca hayatta kalmasına bağlıydı…
Olayın başlangıcında Barbara‘nın sağlık durumu da önemli bir rol oynuyordu. Emory Üniversitesi‘nde öğrenim gören genç kadın, kampüste yayılan Hong Kong gribi nedeniyle hastalanmıştı. Sınav haftasında olduğu için Atlanta’ya gelen annesi Jane Mackle, kızının bakımını üstlenmiş ve onu üniversite yurdundan alarak yakındaki Rodeway Inn adlı motele yerleştirmişti. Anne ve kız, Barbara‘nın iyileşmesini beklerken Noel tatili için Florida’daki evlerine dönmeyi planlıyordu.
Ancak onları takip eden iki kişi, bu sıradan tatil hazırlığını korkunç bir suça dönüştürmek üzereydi.
Sahte Polis Ve Gece Baskını
17 Aralık 1968 sabahı saat 04.00 civarında, anne kızın kaldığı motel odasının kapısı çalındı. Kapının dışındaki adam kendisini polis memuru olarak tanıttı ve Barbara‘nın erkek arkadaşının bir trafik kazası geçirdiğini söyledi. Jane Mackle, kızının erkek arkadaşının kullandığı otomobili bildiği için anlatılanlara inandı. Kapıyı açmasının ardından iki kişi odaya girdi.
Saldırganlardan biri polis memuru kılığına girmişti. Diğeri ise ona eşlik ediyordu. Anne etkisiz hâle getirildi, elleri ve ayakları bağlandı, ağzı bantlandı. Ardından Barbara silah tehdidiyle odadan çıkarıldı. Üzerinde yalnızca geceliği vardı ve dışarıdaki hava oldukça soğuktu.
Kaçıranların hazırlığı bununla da sınırlı değildi. Soruşturma ilerlediğinde, saldırganların olaydan önce Barbara‘nın üniversitedeki yerini araştırdıkları, annesiyle birlikte motelde kaldığını öğrendikleri ve oda numarasına ulaşmak için çeşitli yöntemlere başvurdukları ortaya çıktı. Hatta saldırganlardan biri, olaydan önce bir lokantada gördüğü polis memurunun şapkasını çalmış, sabah kendisini polis olarak tanıtabilmek için sakalını da tıraş etmişti.
Kaçırma olayının arkasındaki kişiler daha sonra 23 yaşındaki Gary Steven Krist ve Honduras doğumlu 26 yaşındaki Ruth Eisemann-Schier olarak belirlendi. Krist, daha önce cezaevinde bulunmuş bir eski hükümlüydü. Ruth ise üniversite eğitimi almış, kimya ve farmakoloji alanında öğrenim görmüş bir kadındı. İkili, Miami Üniversitesi Deniz Bilimleri Enstitüsü‘nde yürütülen çalışmalar sırasında tanışmıştı.
İşin en dikkat çekici tarafı, bu suçun anlık bir kararla işlenmemiş olmasıydı. Krist, Barbara‘yı kaçırmadan önce haftalar boyunca plan yapmış, kurbanın yer altında hayatta kalmasını sağlayacak özel bir düzenek hazırlamıştı.
Toprağın Altındaki Özel Bölme
Krist‘in hazırladığı düzenek, sıradan bir sandık veya tabut değildi. Yaklaşık 1,8 metre uzunluğunda, 58 santimetre genişliğinde ve 58 santimetre yüksekliğinde olan bu özel bölme, havalandırma, aydınlatma ve su tahliye sistemleriyle donatılmıştı. Ağırlığı yaklaşık 109 kilogramdı.
Kaçıranlar, Barbara‘yı bu bölmenin içinde yedi güne kadar hayatta tutabileceklerini hesaplamıştı. İçeride hava dolaşımını sağlayan borular, elektrikli fan, su birikmesini önleyen pompa, ışık, yatak malzemeleri, battaniyeler, yiyecek ve içme suyu bulunuyordu. Tuvalet ihtiyacı için kimyasal bir düzenek de hazırlanmıştı. Bölmenin çalışması için gerekli elektrik sistemi de önceden test edilmişti.
Krist, hazırladığı düzeneği Kasım 1968’de Miami’deki çalışma alanında inşa etmişti. Hatta sistemin çalışıp çalışmadığını görmek için Ruth‘tan birkaç saat boyunca bölmenin içine girerek deneme yapmasını istemişti. Böylece havalandırma ve diğer mekanizmaların işleyişini kontrol etmişlerdi.
13 Aralık’ta özel bölmeyi bir otomobile yükleyerek Atlanta’ya gittiler. Şehrin dışındaki, ağaçlarla kaplı ve gözlerden uzak bir alan seçtiler. Burada yaklaşık iki metre uzunluğunda ve 1,2 metre derinliğinde bir çukur kazdılar. Bölmeyi çukura yerleştirip üzerini toprak ve bitki örtüsüyle kapattılar. Dışarıdan bakıldığında burada bir insanın bulunduğunu anlamak neredeyse imkânsızdı.
17 Aralık sabahı Barbara‘yı buraya getirdiler. Genç kadına havalandırma sisteminin, ışığın ve su tahliye pompasının nasıl çalıştığını anlattılar. İçme suyuna ise fark ettirmeden hafif bir sakinleştirici madde karıştırılmıştı. Ardından Barbara bölmeye yerleştirildi ve kapağı ağır vidalarla kapatıldı.
Artık 20 yaşındaki bir üniversite öğrencisi, toprağın altında, dış dünyayla bağlantısı yalnızca havalandırma boruları ve kendisine bırakılan malzemeler aracılığıyla kurulabilen dar bir bölmede tek başınaydı.
FBI‘ın daha sonra yayımlanan eski bir saha görevlisi William F. Beane‘in anlatımına dayanan dosyasında, bölmenin içindeki yiyeceklerin yaklaşık 30 bin kalorilik olduğu, üç battaniye, yastık ve ince bir yatak da bulunduğu belirtiliyordu. Kaçıranlar, Barbara‘ya birkaç saatte bir durumunu kontrol edeceklerini söylemişti. Ancak bu söz tutulmayacaktı.
500 Bin Dolarlık Fidye
Barbara‘nın kaçırılmasının ardından ailesine ulaşan fidye talebi, olayın ikinci aşamasını başlattı. Kaçıranlar, Florida’da yaşayan babası Robert Mackle‘dan 500 bin dolar istiyordu. Dönemin koşullarında son derece yüksek olan bu miktarın 20 dolarlık banknotlar hâlinde hazırlanması talep edilmişti.
Robert Mackle sıradan bir aile babası değildi. Florida’da büyük gayrimenkul projelerine imza atmış, oldukça varlıklı bir iş insanıydı. Geliştirdiği yerleşim projeleri arasında Marco Island ve Key Biscayne gibi tanınmış bölgeler de bulunuyordu. Kaçıranlar, aileyi seçerken özellikle bu ekonomik gücü hedef almıştı.
Fidye talebinin yanı sıra Barbara‘nın hayatta olduğunu kanıtlamak için de bir yöntem kullanılmıştı. Kaçıranlar, genç kadının toprağın altına yerleştirilmesinden hemen önce Polaroid fotoğrafını çekmişti. Fotoğrafta Barbara‘nın göğsünde üzerinde “KIDNAPPED" (Kaçırıldım) yazan bir levha bulunuyordu. Fotoğraf ve genç kadının yüzüğü daha sonra ailesine gönderildi.
Bu görüntü, ailenin yaşadığı çaresizliği daha da artırdı. Artık Barbara‘nın gerçekten kaçırıldığı ve yer altında tutulduğu biliniyordu. Üstelik kaçıranların mektubunda, özel bölmenin yaklaşık yedi gün boyunca yaşamı sürdürebilecek şekilde hazırlandığı açıkça belirtilmişti. Ailenin önünde çok sınırlı bir zaman vardı.
Robert Mackle, kızının hayatını kurtarmak için istenen parayı ödemeyi kabul etti. Ancak fidye teslimi de planlandığı gibi ilerlemeyecekti.
İlk Fidye Teslimi Fiyaskoyla Sonuçlandı
19 Aralık’ın ilk saatlerinde Robert Mackle, 500 bin doları bir çantaya koyarak kendisine bildirilen teslim noktasına gitti. Plan, paranın Miami’deki Biscayne Körfezi üzerinde bulunan bir yaya köprüsüne bırakılmasıydı. Kaçıranlar, uzaktan görülebilecek yanıp sönen bir ışık aracılığıyla teslimatın gerçekleştiğini anlayacaktı.
Ancak sistemde bir aksaklık yaşandı. Kaçıranların yerleştirdiği ışık çalışmadı. Buna rağmen Krist, babanın parayı bıraktığını fark ederek çantayı almayı başardı. Küçük bir motorlu tekneyle bölgeden uzaklaştı ve otomobilini park ettiği yere ulaşmaya çalıştı.
Tam bu sırada beklenmedik bir gelişme yaşandı. Bölgede devriye gezen iki polis memuru, park edilmesi yasak olan bir yerde duran şüpheli bir otomobili kontrol ediyordu. Krist, aracına yaklaşırken polisleri gördü. Panikleyerek fidye çantasını düşürdü ve elinde silahla kaçmaya başladı. Polislerden biri peşine düştü, diğeri ise 500 bin dolarlık çantayı ele geçirdi.
Memurlardan biri Krist‘e ateş etti ancak onu vuramadı. Bu ayrıntı, olayın belki de en ürkütücü tesadüflerinden biriydi. Çünkü Krist o anda öldürülmüş veya yakalanmış olsaydı, Barbara‘nın tam olarak nerede gömüldüğünü bilen tek kişi ortadan kalkabilirdi. FBI‘ın daha sonra hazırladığı soruşturma anlatımında da bu ihtimalin genç kadının hayatını tehlikeye atabileceği vurgulanıyordu.
İlk teslimatın başarısız olması, fidye parasının aileye geri verilmesiyle sonuçlandı. Fakat kaçıranlar henüz pes etmemişti. Robert Mackle da kızının hayatını kurtarabilmek için yeniden iletişim kurulmasını bekliyordu.
Ailenin basın aracılığıyla yaptığı çağrı sonunda sonuç verdi. Krist, aynı gün yeniden bağlantı kurdu ve ikinci bir teslimat için talimat gönderdi.
İkinci Teslimat Ve Kurtuluş
20 Aralık 1968 sabahı ikinci fidye teslimi gerçekleştirildi. Bu kez kaçıranlar daha tenha bir nokta seçmişti. Robert Mackle, kendisine bildirilen talimatları yerine getirerek 500 bin doları teslim etti. Krist parayı aldıktan sonra Florida’dan uzaklaşmaya çalıştı.
Ancak fidyenin ödenmesi, Barbara‘nın hemen bulunacağı anlamına gelmiyordu. Kaçıranlar genç kadının nerede gömüldüğünü henüz açıklamamıştı. Ailenin ve FBI‘ın beklediği en önemli bilgi, onun bulunduğu yerin tarifiydi.
Aynı gün Krist, Atlanta FBI bürosunu telefonla aradı. Kendisini Barbara‘nın kaçıranı olarak tanıttı ve genç kadının gömüldüğü yerin tarifini vermek istediğini söyledi. Telefonda konuştuğu görevliye, anlatacaklarını dikkatle not etmesini tembihledi. Verdiği bilgiler kesin bir adres içermiyordu; ormanlık bir bölgeye ilişkin genel tariflerden oluşuyordu.
FBI ekipleri hemen harekete geçti. Çok sayıda ajan, tarif edilen bölgede arama çalışmalarına katıldı. Ancak ilk saatlerde kesin bir sonuç alınamadı. Arama yapılan alan genişti ve üzeri toprakla örtülmüş bölmenin yerini tespit etmek kolay değildi.
Öğleden sonra saat 16.00 civarında, ajanlardan biri yerdeki çalıların üzerinde alışılmadık biçimde taze kırmızı toprak fark etti. Bu küçük ayrıntı, aramanın yönünü değiştirdi. Ekipler o noktada yoğunlaştı ve toprağın altından gelebilecek sesleri dinlemeye başladı.
Ajanlar Barbara
‘nın adını yüksek sesle seslenmeye başladı. Bir süre sonra yerin altından boğuk vuruş sesleri duyuldu. Bu, genç kadının hâlâ hayatta olduğunun işaretiydi.
Bunun üzerine ekipler ellerindeki imkânlarla toprağı kazmaya başladı. Yanlarında yeterli kazı ekipmanı bulunmadığından tahta parçaları, levye ve ellerini kullanmak zorunda kaldılar. Yaklaşık 45 santimetrelik toprak ve bitki örtüsü kaldırıldıktan sonra özel bölmeye ulaşıldı.
Önce elektrik ve mekanik sistemlerin bulunduğu bölüm açıldı. Ardından Barbara‘nın bulunduğu kapağa geçildi. Genç kadın 83 saat boyunca toprağın altında kaldıktan sonra kurtarıldı.
Fiziksel olarak zayıflamıştı ve ayağa kalkmakta güçlük çekiyordu. Ancak bilinci açıktı. Kendisine ulaşan FBI görevlilerine söylediği ilk sözlerden biri, daha sonra olayın en çok hatırlanan ayrıntılarından biri hâline geldi: Kurtarıcılarına, “Hayatımda gördüğüm en yakışıklı adamlarsınız" dedi.
Barbara, hatırlayabildiği kilise ilahilerini tekrar tekrar söyleyerek zaman geçirmeye çalıştığını da anlattı. Korkunç koşullar altında geçirdiği üç buçuk güne rağmen hayatta kalmıştı.
Kurtarıldıktan sonra yakındaki bir FBI görevlisinin evine götürüldü ve Emory Üniversitesi‘nden bir doktor tarafından muayene edildi. Babası Robert Mackle da kısa süre içinde kızına kavuştu.
Kaçıranların Peşinde
Barbara‘nın bulunmasıyla ailenin yaşadığı kâbus sona ermişti ancak FBI için soruşturma henüz bitmemişti. Kaçıranların kimlikleri belirlenmiş, ancak ikisi de serbestçe dolaşmaya devam ediyordu.
Fidye teslimatından sonra Krist, paranın bir bölümünü kullanarak Florida’da yeni bir motorlu tekne satın almıştı. Amacı, su yollarını kullanarak izini kaybettirmekti. Ancak FBI, satın aldığı teknenin ve kullandığı güzergâhın izini sürmeye başladı. Krist‘in Florida’nın batı kıyısındaki Charlotte Harbor bölgesine yöneldiği belirlendi.
Polis ve FBI ekipleri bölgede geniş çaplı arama başlattı. Krist, kendisini takip eden güvenlik güçlerinden kurtulmak için teknesini Hog Island yakınlarında karaya oturttu ve mangrov ağaçlarıyla kaplı bataklık alana kaçtı. Burası timsahlar ve zehirli yılanların bulunduğu, ilerlemenin son derece güç olduğu bir bölgeydi.
Arama ekipleri saatlerce bataklıkta ilerledi. 22 Aralık 1968’in ilk saatlerinde Krist yakalandı. Üzerinde fidye parasının bir bölümü, terk ettiği teknede ise paranın çok daha büyük kısmı bulundu. İlginç bir tesadüf olarak, yakalandığı Hog Island bir dönem Barbara‘nın babası Robert Mackle‘a ait araziler arasındaydı.
Krist‘in suç ortağı Ruth Eisemann-Schier ise ilk fidye teslimatının başarısız olmasının ardından ondan ayrılmıştı. Krist’in parayla birlikte kaçtığını düşünerek Miami’den otobüsle uzaklaşmıştı. Bir süre farklı kimlikler kullanarak izini kaybettirmeye çalıştı.
Ancak FBI, Ruth‘u da ülke çapında arananlar listesine aldı. 28 Aralık 1968’de FBI‘ın En Çok Aranan On Kaçak listesine eklendi. Bu, bir kadının söz konusu listeye ilk kez alınması anlamına geliyordu.
Ruth, Oklahoma’ya giderek başka bir isimle yaşamaya başladı. Bir restoranda çalışıyor, aynı zamanda hastanede iş bulmaya çalışıyordu. Hastanede işe giriş işlemleri sırasında parmak izleri alındı. Bu izler, FBI‘ın elindeki kayıtlarla karşılaştırıldığında gerçek kimliği ortaya çıktı.
5 Mart 1969’da Oklahoma’nın Norman kentindeki Boomerang adlı restoranda gözaltına alındı. Böylece Barbara Mackle‘ın kaçırılmasından sorumlu iki kişi de yakalanmış oldu.
Mahkeme Ve Sonraki Yıllar
Gary Steven Krist, Georgia’da yargılandı ve ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Ancak cezasının tamamını cezaevinde geçirmedi. 1979 yılında, yaklaşık 10 yıl hapis yattıktan sonra şartlı tahliyeyle serbest bırakıldı. Bu karar, özellikle Barbara‘nın ailesi ve kamuoyunda tepkiyle karşılandı.
Krist‘in daha sonraki yaşamı da dikkat çekici bir gelişme gösterdi. Karayipler’deki Dominika’da tıp eğitimi aldı ve doktor oldu. Yıllar sonra Indiana’da hekimlik yaptığına ilişkin haberler yayımlandı. Bir zamanlar 20 yaşındaki bir öğrenciyi canlı canlı toprağa gömen adamın, cezaevinden çıktıktan sonra tıp mesleğine yönelmesi, olayın en şaşırtıcı sonraki gelişmelerinden biriydi.
Ruth Eisemann-Schier de yargılanarak hapis cezasına çarptırıldı. Daha sonra cezasını tamamlayarak serbest kaldı ve Honduras’a gönderildi.
Barbara ise yaşadığı ağır travmaya rağmen hayatına devam etti. Ailesiyle yeniden bir araya geldi, evlendi ve çocuk sahibi oldu. Ancak kaçırılma olayının ardından kamuoyunun ilgisinden uzak bir yaşam sürmeyi tercih etti. Kendisini yıllarca haberlerin ve televizyon programlarının merkezinde tutan bu korkunç deneyim hakkında çok fazla konuşmadı.
Olay, 1972 yılında yayımlanan 83 Hours Until Dawn adlı kitapla da geniş kitlelere ulaştı. Barbara‘nın kaçırılması ve kurtarılması, daha sonraki yıllarda televizyon programlarına, belgesellere ve suç araştırmalarına konu oldu.
83 Saatlik Mücadelenin Ardından
Barbara Jane Mackle‘ın hikâyesini unutulmaz kılan, yalnızca kaçıranların hazırladığı sıra dışı düzenek veya istenen yüksek fidye değildi. Olayın en çarpıcı yönü, genç bir kadının üç buçuk gün boyunca toprağın altında, dış dünyadan tamamen kopuk bir ortamda hayatta kalmayı başarmasıydı.
Kaçıranlar her ayrıntıyı hesaplamış, havalandırma sisteminden yiyeceğe, içme suyundan elektrik düzeneğine kadar her şeyi önceden hazırlamıştı. Ancak planlarının önemli bir parçası, Barbara‘nın ailesinin fidyeyi ödemesi ve kendilerinin de onu bulabilecekleri bir noktada serbest bırakmalarıydı. İlk teslimatın başarısız olması ve Krist‘in polisle karşılaşması, genç kadının hayatını daha da büyük bir tehlikeye sokmuştu.
Nihayetinde Barbara‘nın bulunmasını sağlayan şey, FBI ekiplerinin geniş çaplı çalışması kadar, yerin altından gelen küçük vuruş sesleriydi. O sesler, 83 saattir toprağın altında bekleyen genç kadının hâlâ hayatta olduğunu gösteriyordu.
1968 Noel’ine birkaç gün kala başlayan bu olay, ABD’de fidye amacıyla kaçırma suçlarına bakışı da etkiledi. Barbara‘nın kurtulması büyük bir rahatlama yaratırken, faillerden birinin yalnızca on yıl sonra serbest kalması uzun süre tartışıldı.
Bugün geriye dönüp bakıldığında Barbara Mackle vakası, suç tarihinin en sıra dışı fidye kaçırma olaylarından biri olmayı sürdürüyor. Çünkü bu hikâyede zaman yalnızca bir soruşturmanın değil, doğrudan bir insanın yaşamının aleyhine işliyordu. Toprağın altında geçen her saat, kurtuluş ihtimalini biraz daha belirsiz hâle getiriyordu. Barbara ise 83 saatin sonunda yeniden gün ışığına çıkmayı başardı.