e-BİLGİ

Yeni Binalar Depremde Risksiz mi?

yeni-binalar-depremde-gercekten-risksiz-mi

Kanun Doğru Ama Uygulama Zayıf...

13:34:09

Zincirin Zayıf Halkası Hangisi?

Depremde hasar üzerindeki en belirleyici faktörler, etki oranına göre sıralandığında, genellikle aşağıdaki gibidir. Bu sıralama, deprem mühendisliği ve sismoloji çalışmalarına dayanır, ancak etki oranları yerel koşullara (zemin, yapı tipi, deprem şiddeti vb.) bağlı olarak değişebilir. Yüzdelik etki oranları yaklaşık değerlerdir ve genelleme içerir:

Zemin Koşulları (~35-40%):
Yumuşak zeminler (alüvyon, kil) deprem dalgalarını güçlendirir, bu da hasarı artırır. Sert kaya zeminlerde hasar genellikle daha azdır.
Örnek: Zemin sıvılaşması, binaların çökmesine neden olabilir.

Yapı Kalitesi ve Tasarımı (~25-30%):
Depreme dayanıklı tasarım (sismik yönetmeliklere uygunluk), malzeme kalitesi ve inşaat işçiliği hasarı doğrudan etkiler.
Eski, standart dışı yapılar veya kaçak yapılar daha fazla zarar görür.

Depremin Şiddeti ve Büyüklüğü (~15-20%):
Depremin magnitüdü ve enerji salınımı, hasarın temel belirleyicilerindendir. Daha yüksek magnitüd ve yoğunluk (Mercalli veya Richter ölçeği) daha fazla yıkım getirir.

Fay Hattına Yakınlık (~10-15%):
Deprem kaynağına (episantr veya fay hattı) yakınlık, sarsıntı şiddetini artırır. Yakın bölgelerde hasar daha yoğundur.

Yapının Yaşı ve Bakımı (~5-10%):
Eski yapılar, zamanla malzeme yorgunluğu veya korozyon nedeniyle daha kırılgan hale gelir. Bakımsız binalar daha kolay hasar görür.

İkincil Etkiler (Heyelan, Tsunami, Yangın) (~5%):
Deprem sonrası heyelan, sıvılaşma, tsunami veya yangın gibi olaylar hasarı artırabilir. Bu etkiler yerel koşullara bağlıdır.

Yerel Koşullara Bağlılık: Örneğin, İstanbul’da zemin koşulları ve yapı stoğu, deprem hasarında belirleyiciyken, Japonya’da tsunami etkisi daha öne çıkabilir.

Veri Kaynağı: Bu oranlar, genel deprem mühendisliği literatürüne (örn. FEMA, USGS, AFAD raporları) dayanır, ancak kesin oranlar için detaylı yerel analiz gerekir.

Zemin Koşulları depremde etki oranına göre öne çıktığına göre; yetkililer neden sadece yapıların yaşlarına bakarak hareket etme ihtiyacını duyuyorlar sorusu önemli bir sorudur.

Depremde hasar üzerindeki en belirleyici faktörler, etki oranına göre sıralandığında, Zemin Koşulları (~35-40%) olarak öne çıkıyorsa, eski diye yıkılıp yeniden yapılması istenen binalarda teknik açıdan tek tip teknik yönetmelik uygulanmasının bilimsel bir yanı var mı? Yani, yumuşak zeminli bir alana yapılacak bina şartnamesi ile kayalık bir alana yapılacak inşaatın teknik şartnamesi aynı olmamalıdır.

Zemin Koşullarının Deprem Hasarındaki Rolü

Deprem dalgaları, zemin katmanları arasında geçiş yaptıkça genlikleri artar ve süreleri uzar. Özellikle gevşek, suya doygun allüvyon gibi yumuşak zeminlerde sismik dalgalar kuvvetleneceği için (zorunlu amplifikasyon) aynı büyüklükteki depremde binalar üzerinde çok daha yüksek ivme uygulanır. Örneğin Adapazarı’nın geniş ovadaki yumuşak “basen zemin” yapısı, 1999 ve 2023 depremlerinde ivmelerin büyümesine ve ağır hasara yol açmıştır. Ayrıca sıvılaşma riski bulunan gevşek zeminlerde depremin taşıyıcı kapasiteyi hızla yok etmesi ve binaların çökmesi riski vardır. Bu nedenle aynı yapı sert kaya üzerine inşa edilse bile yumuşak zemin üzerine inşa edilmiş bir yapıdan çok farklı davranış gösterir. Kayalık zemin üzerinde sabit kalan deprem dalgasının, üzerinde gevşek alüvyon bulunan bölgeye geçince genliğinin ve titreşim süresinin artar –bu yüzden yumuşak zeminli alanlardaki yapılar, sağlam kayalık zemindeki yapılara kıyasla çok daha fazla hasar görür.

Türkiye Deprem Yönetmelikleri ve Zemin Sınıflandırması

Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği’nde (TBDY-2018) zeminler altı sınıfa ayrılmıştır (ZA’dan ZF’ye) ve zemin amplifikasyon katsayıları her sınıf için ayrı belirlenir

Yapının tasarımında kullanılacak spektral ivme, temelde deprem bölgesi haritasından gelen ivme değeri ile bu zemin katsayısının çarpımıyla hesaplanır.

Bu nedenle farklı zemin grupları için tasarım ivmeleri birbirinden çok farklıdır. Örneğin TBDY-2018’e göre kısa periyotlu spektrumda kayalık zemin (ZA) için büyütme katsayısı 0.2 iken, en yumuşak zemin sınıfı (ZE) için 4.2 olarak alınmıştır

Yani aynı depreme maruz kalan bir bina, kayalık zeminde 0.2g tasarım ivmesine göre hesaplanırken, yumuşak zeminde yaklaşık 21 kat (4.2g) daha yüksek tasarım ivmesiyle projelenecektir. Bu da ZE sınıfı zeminde yapılacak bir yapının, kayalık zeminli ZA sınıfına göre 21 kat daha fazla kesme kuvvetine göre boyutlandırılmasını gerektirir. Bu büyük fark, zemin koşullarının yapı tasarımında ne kadar belirleyici olduğunu göstermektedir.

2008’den bu yana Türkiye’de parselle zemin etüdü raporu zorunluluğu bulunmaktadır.

Dolayısıyla her yeni bina projesinde saha zemin parametreleri jeoteknik olarak belirlenir; bu veriler mevcut yönetmelik kurallarına doğrudan girdi olur. Özetle, mevcut deprem yönetmelikleri içinde “tek tip” bir hesaplama uygulansa bile (yasal metin aynı); uygulamada zemin sınıfına göre farklı katsayılar kullanılarak tasarım yapılır. Bu açıdan teknik olarak her inşaatın şartnamesi zemin koşuluna özgü hale gelmektedir

Farklı zemin katmanları. Yukarıdan aşağı doğru “en zayıf” allüvyon/toprak, gevşek kil-silt, orta sağlam kum-çakıl ve en altta “sağlam kayaç” görülmektedir. Deprem dalgası stiff (rijit) kayaçtan yumuşak zemine geçtikçe genliği büyük oranda artar

Teknik Şartname Uygulaması ve Uzman Görüşleri

Uzmanlar genellikle yapıların zeminine göre özel tasarlanması gerektiğini vurgularlar.

Doğuş Üniversitesi’nden Prof. Erken gibi mühendisler, özellikle havza veya yumuşak üstü sert alt tabakalı (basen) zeminlerde “zemin etkisini mutlaka hesaplayın” demektedir

Türkiye’deki son depremler basen etkisinin önemini gösterdiği için (özellikle Adapazarı’nda, Niğde-Aksaray gibi şehir merkezlerinde) projelerde yalnızca sabit bir “tek tip” hesap yeterli görülmemektedir. Zayıf zemine sahip yerlerde zemin iyileştirme, derin temel (kazık) veya başka tekniklerle ilave güvenlik önlemleri almak gerekir; kayalık zeminde ise daha basit sığ temeller yeterli olabilir.

Bir başka görüş olarak, “bina kalitesi” de sıkça vurgulanır. Örneğin Van örneğinde zemin koşulları aynı olsa da eski ve kalitesiz yapılar kritik hasar almıştır. Yani zemin önemli ancak sağlam projelendirme ve inşaat da ana etkendir. Bu nedenle ıslah edilecek veya yeniden inşa edilecek eski yapılarda hem mevcut yapı sorunları hem zemin koşulları birlikte değerlendirilmelidir

Sonuç olarak bilimsel açıdan tek bir “evrensel şartname” uygulamak yetersizdir. Modern deprem yönetmelikleri zaten zemin özelinde farklılık getirmekte, daha riskli yumuşak zemin için daha sıkı hesap kriterleri (yeni zemin büyütme katsayıları ve sıvılaşma analizleri gibi) koymaktadır.

Bu uygulama, “teknik şartname” düzeyinde bile; düşük katsayılı kıyı dolgusu veya bataklığa yapılacak binada ayrı, sağlam kayaya yapılacakta ayrı çözümlerin benimsenmesi gerektiğini gösterir. Özetle, zemine göre farklı teknik tasarım şartnameleri olması bilimsel olarak gereklidir. Zemin katsayısını hesaba katmayan tek tip bir düzenleme, aynı deprem kuvvetiyle binaları değerlendirip yanlış sonuçlara yol açar. Mevcut yönetmelikler de bu doğrultuda zemin sınıflarına bağlı zorlu koşullar getirmiştir.

Yasal çerçeve açısından durum şöyledir:

2008’den beri yürürlükte olan “Zemin ve Temel Etüdü Raporlarının Hazırlanmasına İlişkin Esaslar” (ve bunu destekleyen TBDY 2018, Madde 16.2) uyarınca, her yeni yapı ruhsatı öncesinde zemin etüdü raporu hazırlanması zorunludur. Bu rapor, belediye veya il özel idaresi tarafından ruhsat başvurusunda aranır. Raporda; sondaj sonuçları, yeraltı su seviyesi, zemin sınıfı (ZA–ZF), sıvılaşma analizi ve temel önerileri bulunmalıdır. Yani kâğıt üzerinde, apartman da olsa müstakil ev de olsa, ruhsat almak için bu rapor zorunludur.

Peki gerçekte olan nedir?

Pek çok küçük veya orta ölçekli özel projede, rapor “hazır paket” şeklinde verilir. Saha sondajı yapılmadan, aynı bölgedeki başka bir arsaya ait rapor kullanılır.

Özellikle kırsal veya belediye denetiminin zayıf olduğu yerlerde, yapı ruhsatı süreci yüzeysel denetlendiği için bu raporun teknik kalitesi sorgulanmaz.

Büyük ölçekli siteler, AVM’ler veya kamu yapıları (örneğin okul, hastane, belediye binası) için ise gerçekten jeoteknik mühendislerce sondaj ve laboratuvar analizleri yapılır.

Yani yasal olarak evet, her inşaat için zemin etüdü zorunludur; ama uygulamada yalnızca denetim sisteminin güçlü olduğu projelerde bu gerçekten yapılır. Bu nedenle “bunu yapana rastlamadım” tarzından bir gözleminiz varsa bu tamamen gerçekçidir -Türkiye’de mevzuat düzeyinde doğru adımlar atılmış olsa da uygulamada denetim zayıf, özellikle özel mülkiyet konutlarda bu süreç genellikle kâğıt üzerinde kalır.

Türkiye’de bir yapının inşaat ruhsatı alabilmesi için zemin etüdü raporundan başlayarak yapı denetim zinciri nasıl işliyor, nerede tıkanıyor, bunu sade bir dille anlatırsak:

1. Arsa Sahibi – Proje Başlatma

Bir kişi veya şirket arsa üzerine bina yapmak istediğinde, ilk adım olarak jeoteknik (zemin etüt) raporu hazırlatmak zorunda. Bu rapor olmadan belediye proje onayı yapamaz. Yani süreç yasal olarak zeminden başlar.

2. Jeoteknik Raporu Hazırlayan Firma

Bu rapor yetkili jeoloji veya jeofizik mühendislik firmalarınca hazırlanmalıdır.
Raporun içermesi gerekenler:

Saha sondajı (en az 2 veya 3 noktada, 15–30 m derinliğe kadar)

Arazi deneyleri (SPT, bazen CPT, bazen sismik hız ölçümü)

Laboratuvar testleri (numunelerin sıkışma, kayma, su oranı vb.)

Yeraltı su seviyesi

Sıvılaşma analizi

Zemin sınıfı (ZAZF) ve tavsiye edilen temel tipi

Ancak zayıf nokta burada başlıyor:
Birçok “jeoteknik rapor” firması, gerçekten sondaj yapmadan, aynı semtteki başka bir arsaya ait verileri “kopyala–yapıştır” yöntemiyle kullanıyor. Çünkü bu işin denetimi neredeyse yok denecek kadar az.

3. Statik Proje Aşaması

Statik proje mühendisi (inşaat mühendisi) bu rapora göre yapıyı tasarlar.
Raporda örneğin “Zemin sınıfı ZD, sıvılaşma riski düşük, radye temel önerilir” gibi bir bilgi varsa, bu doğrudan hesaplara girer.
Ama rapor yanlış veya temelsizse, bina tasarımı da hatalı bir zemin varsayımı üzerinden yapılır.

4. Yapı Denetim Kuruluşu

Yapı denetim firması, tüm projeleri (mimari, statik, elektrik, mekanik, zemin) kontrol etmekle yükümlüdür.
Teoride, yapı denetim firması zemin raporunu kontrol edip sondajın yapıldığını doğrulamalı.
Pratikte ise yapı denetim firmaları genellikle bu kısmı kağıt üzerinde “onaylar”. Çünkü onlar da zaman baskısı altındadır ve çok sayıda proje üstlenirler.

5. Belediye veya İl Özel İdaresi

Belediye, yapı ruhsatı verirken belgelerin tam olup olmadığına bakar.
Ancak belediye personeli teknik detaylara girmez; “rapor var mı?” diye kontrol eder, varsa geçer.
Yani zemin etüdünün doğru yapılıp yapılmadığını denetleyen bir mekanizma yoktur.

6. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı

Bakanlık, yapı denetim sistemini genel olarak denetler ama her proje bazında sahaya inmez.
Yılda birkaç kez “denetim denetimi” yapar (örnekleme yöntemiyle bazı dosyalar seçilir).
Dolayısıyla bu zincir boyunca her şeyin yasal karşılığı vardır ama uygulamada yerel denetim neredeyse sıfırdır.

7. Sonuç: Zincirin Zayıf Halkası

Kâğıt üzerinde Türkiye’de sistem şöyle görünür:
Zemin etüdü → Statik tasarım → Yapı denetim → Belediye → Bakanlık
Ama sahadaki gerçek şöyle:
Kopyala-yapıştır zemin raporu → otomatik onay → denetim eksikliği → riskli temel tasarımı

8. Nasıl Olmalı?

Her parsel için GPS koordinatlı sondaj zorunluluğu getirilmeli (sondaj lokasyonu veri tabanına işlenmeli).

Yapı denetim firması numune alma tutanaklarıyla zemin çalışmasını yerinde görmeli.

Belediyeler, “rapor var mı” yerine “rapor sahada doğrulandı mı” kontrolüne geçmeli.

Denetimlerin dijitalleştirilmesi (örneğin e-Devlet üzerinden “Zemin Etüdü İzleme Sistemi”) yaygınlaştırılmalı.

Kısacası, kanun doğru ama uygulama zayıf.

Türkiye’de özel mülkiyet binalarının çok azında gerçek anlamda zemin etüdü yapılır; çoğu “kopya rapor” üzerinden ilerler. Böyle olunca da TBDY’deki tüm teknik ayrıntılar ve zemin katsayıları, sahte veya yanlış verilerle beslenen bir sistem içinde anlamını yitirir

Bu içeriği beğendiyseniz lütfen çevrenizle paylaşınız…
Etiketler: , , ,
error: İçerik korunmaktadır !!

Notice: ob_end_flush(): Failed to send buffer of zlib output compression (0) in /home1/tayfun58/e-eglence.org/wp-includes/functions.php on line 5481