e-BİLGİ, e-HABER

Kuzey Anadolu Fayı İçin Yeni Bilimsel Tablo

kuzey-anadolu-fayi-icin-yeni-bilimsel-tablo

Kuzey Anadolu Fayı Sanılandan Daha Karmaşık...

11:21:56

Marmara’daki Fay Sistemi Yeniden Tartışılıyor

İstanbul’un güneyindeki Marmara Denizi’nin altında uzanan fay sistemiyle ilgili 2026 yazında yayımlanan yeni bilimsel çalışmalar, olası Marmara depremine ilişkin önemli bir noktayı yeniden gündeme taşıyor: Kuzey Anadolu Fay Zonu‘nun Marmara Denizi içindeki yapısı, uzun yıllardır kullanılan tek ve kesintisiz bir fay modeli kadar basit olmayabilir…

Uluslararası iki hakemli çalışma ile Ağustos ayında yayımlanan bir ön baskı, Marmara’nın altındaki fayların nasıl davrandığına ilişkin farklı parçaları ortaya koyuyor. Çalışmaların ortak noktası ise deprem zamanı tahmini yapmak değil; Kuzey Anadolu Fay Zonu’nun Marmara bölümündeki fay geometrisini, kilitli ve sürünen kesimleri ve olası kırılma senaryolarını daha iyi anlamaya çalışmak.

Özellikle Almanya’daki GFZ Helmholtz Centre for Geosciences araştırmacısı Marco Bohnhoff‘un 1 Temmuz 2026’da Geophysical Journal International dergisinde yayımlanan çalışması, Marmara’daki mevcut sismotektonik yaklaşımın yeniden ele alınmasını öneriyor. Çalışmanın önemli bir ayrıntısı da başlığındaki “Main Marmara Fault” ifadesinin bağımsız bir fay sistemi anlamına gelmemesi. Burada söz konusu olan, Kuzey Anadolu Fay Zonu’nun Marmara Denizi altındaki ana yapısıdır.

KAF Marmara’dan Geçiyor

Kuzey Anadolu Fayı, Türkiye’nin kuzeyinde doğudan batıya uzanan ve Anadolu levhasının batıya doğru hareketini sağlayan büyük bir sağ yanal doğrultu atımlı fay zonudur. Bu fay sistemi doğudan başlayarak Türkiye’nin kuzeyini kat eder ve batıya doğru ilerlerken Marmara Denizi’ne ulaşır.

Marmara Denizi’nin altında devam eden bu sistem, literatürde çoğu zaman Ana Marmara Fayı (Main Marmara Fault) olarak adlandırılıyor. Dolayısıyla günlük kullanımda “Marmara Fayı” denildiğinde kastedilen yapı, Kuzey Anadolu Fayı‘ndan bağımsız ayrı bir ana fay değildir. Daha doğru ifade, Kuzey Anadolu Fay Zonu’nun Marmara Denizi içindeki ana kolu veya Marmara segmentleri şeklindedir. Bohnhoff‘un yeni çalışması da Marmara’nın açıklarındaki yapıyı doğrudan “North Anatolian Fault Zone”un Marmara bölümü olarak tanımlıyor.

Sorunun bilimsel açıdan önemli tarafı ise bu yapının tam olarak nasıl davrandığı.

Uzun yıllardır Marmara Denizi’nin altındaki Kuzey Anadolu Fay Zonu‘nun ana kuzey kolu, literatürde ‘Ana Marmara Fayı’ (Main Marmara Fault) olarak tanımlanıyor. Bu yapı uzun süre tek ve süreklilik gösteren bir fay sistemi olarak modellenirken, son yıllarda elde edilen jeolojik, jeofizik ve jeodezik veriler, Marmara’nın altında birbirleriyle etkileşen segmentler ve ikincil faylardan oluşan daha karmaşık bir yapı bulunduğuna işaret ediyor.

Bohnhoff‘un Temmuz 2026 tarihli değerlendirmesi tam olarak bu noktaya odaklanıyor. Araştırmacı, Marmara’nın altında birbirleriyle etkileşen doğrultu atımlı fay segmentleri, çek-ayır havzaları ve ikincil fay yapılarından oluşan daha karmaşık bir ağ bulunduğunu belirtiyor. Bu nedenle deprem tehlikesi modellerinde yalnızca tek bir fayın kırılmasına değil, fay ağı içerisindeki etkileşimlere ve birden fazla segmentin devreye girebileceği kırılma senaryolarına da yer verilmesi gerektiğini savunuyor.

Tek Fay Modeli Tartışılıyor

Bu yaklaşım, Marmara’da büyük deprem olmayacağı anlamına gelmiyor. Tam tersine, tartışmayı daha karmaşık hale getiriyor.

Çünkü bir fayın deprem üretme potansiyelini değerlendirirken yalnızca uzunluğuna bakmak yeterli değil. Fayın hangi bölümlerinin birbirine bağlı olduğu, hangi kesimlerinin kilitli bulunduğu, nerelerde yavaş hareket ettiği ve bir segmentte başlayan kırılmanın komşu segmentlere geçip geçemeyeceği de önem taşıyor.

Bohnhoff‘un çalışması, Marmara’daki mevcut tehlike modellerinin fay ağı davranışını, kademeli veya zincirleme kırılma senaryolarını ve birden fazla segmentin aynı deprem dizisi içerisinde etkinleşme ihtimalini daha fazla dikkate alması gerektiğini ileri sürüyor.

Buradaki kritik nokta şu: Bu çalışma yeni bir deprem tarihi vermiyor. Aynı şekilde “İstanbul’da deprem yaklaşıyor” şeklinde bir öngörü de ortaya koymuyor.

Çalışmanın yaptığı şey, olası bir büyük depremin gerçekleşmesi halinde kırılmanın Marmara’nın karmaşık fay sistemi içerisinde nasıl davranabileceği konusunda kullanılan modeli sorgulamak.

Doğu Marmara Neden Kilitli

Temmuz ayında yayımlanan ikinci hakemli çalışma ise konunun başka bir boyutunu ele alıyor.

Naiara Fernandez, Mauro Cacace ve M. Scheck-Wenderoth tarafından Journal of Geophysical Research: Solid Earth dergisinde 25 Temmuz 2026’da yayımlanan araştırmada, Kuzey Anadolu Fay Zonu‘nun Marmara Denizi’ndeki ana bölümünün bazı kesimlerinin neden kilitli, bazı kesimlerinin ise neden yavaş biçimde hareket ettiği araştırılıyor.

Araştırmacılar, bölgenin daha önce oluşturulmuş sismik tomografi modelini kullanarak yer kabuğu ve üst mantonun sıcaklık ve mekanik özelliklerini üç boyutlu olarak modelledi.

Ortaya çıkan tablo dikkat çekici.

Çalışmaya göre Marmara’nın doğu kesimindeki fay bölümü kilitli durumda. Araştırmacılar bunun altında, güçlü bir kabuk yapısının ve onun altında daha sünek özellikler gösteren bir manto kökünün bulunduğu bir jeolojik yapının etkili olduğunu öne sürüyor. Buna karşılık Orta Marmara’daki bazı kesimlerde fayın yavaş biçimde, büyük bir deprem üretmeden hareket etmesini sağlayan farklı bir mekanizma bulunuyor.

Bu mekanizmanın derinlerden yükselen manto kökenli akışkanlarla bağlantılı olabileceği düşünülüyor.

Fayın Her Yeri Aynı Değil

Bu bulgu, Marmara depremi açısından önemli bir ayrıntıyı ortaya koyuyor: Kuzey Anadolu Fayı’nın Marmara Denizi altındaki bütün bölümleri aynı şekilde davranmıyor.

Fayların tektonik hareket karşısında iki temel şekilde gerilimi boşaltabileceği biliniyor. Birinde biriken gerilim deprem şeklinde açığa çıkıyor. Diğerinde ise fay yüzeyleri çok daha yavaş biçimde hareket ederek deformasyonun bir bölümünü deprem üretmeden karşılayabiliyor. Buna aseismik sürünme deniyor.

Fernandez ve çalışma arkadaşlarının modeline göre Orta Marmara’daki sürünme, derinlerden yükselen akışkanların fay zonundaki sürtünmeyi azaltmasıyla bağlantılı olabilir. Araştırmacılar bu akışkanların, geçmişte bölgede bulunan ve günümüzde derinlerde gömülü durumda olduğu düşünülen eski bir dalma-batma zonuyla ilişkili olabileceğini öne sürüyor.

Buna karşılık doğu Marmara’daki fay kesiminde aynı koşullar bulunmuyor. Buradaki daha güçlü kabuk yapısının fayın kilitli kalmasına ve tektonik hareketten kaynaklanan gerilimin birikmesine katkıda bulunduğu değerlendiriliyor.

Bu sonuç İstanbul açısından özellikle önemli çünkü söz konusu doğu kesimi kente yakın Marmara bölgesinde bulunuyor.

Ancak burada da dikkat edilmesi gereken nokta aynı: “Kilitli fay = deprem çok yakında” şeklinde bir sonuç çıkarmak bilimsel olarak doğru değil. Kilitlenme, fayın iki tarafının tektonik hareketi serbestçe karşılayamadığını ve elastik gerilimin birikebildiğini gösteren fiziksel bir durumdur; deprem zamanını söylemez.

Adalar Çevresindeki Yeni Veriler

Marmara’daki araştırmalar yalnızca uzun dönemli fay davranışına odaklanmıyor.

Ağustos 2026’da EarthArXiv‘de yayımlanan bir ön baskı, İstanbul’a çok yakın Adalar çevresindeki deprem kümesini inceledi. Shaheen Ahmed tarafından hazırlanan çalışma, 1–20 Ağustos arasındaki sismik aktiviteyi farklı istatistiksel ve jeofizik yöntemlerle analiz etti. Ancak bu çalışma henüz hakem değerlendirmesinden geçmediği için yayımlanmış bilimsel makalelerle aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerekiyor.

Çalışmanın oluşturduğu katalogda 127 bölgesel deprem bulunuyor. Bunların 79’u Adalar’ın 40 kilometrelik çevresinde meydana geldi. Adalar çevresindeki olayların 62’si 19 ve 20 Ağustos günlerinde gerçekleşti. Bu kümedeki en büyük deprem ise ML 3,2 olarak kaydedildi.

Araştırmada deprem konumlarının belirli alanlarda kümelenme gösterdiği hesaplanıyor. Fakat çalışmanın kendisi, bu sonuçların gelecekteki büyük bir depremin zamanını, büyüklüğünü veya yerini belirlemeye yetmediğini açıkça ortaya koyuyor. Çalışma aynı zamanda bazı Coulomb gerilme hesaplamaları yapıyor ancak bunların bir deprem tetiklenmesinin kanıtı olarak yorumlanamayacağını belirtiyor.

Bu nedenle Ağustos ayındaki hareketliliği “büyük deprem habercisi” olarak sunmak yerine, Adalar ve doğu Marmara’nın daha yüksek çözünürlükle izlenmesi gereken bir bölge olduğunu gösteren yeni bir veri seti olarak değerlendirmek daha doğru.

Asıl Soru Kırılmanın Yönü

Yeni çalışmalar birlikte değerlendirildiğinde Marmara’daki bilimsel tartışmanın önemli ölçüde değiştiği görülüyor.

Eskiden temel soru büyük ölçüde “Marmara’daki fay ne kadar gerilim biriktirdi?” şeklinde kuruluyordu. Bugün ise bunun yanına çok daha karmaşık sorular ekleniyor:

Kuzey Anadolu Fay Zonu’nun Marmara bölümünün hangi kesimleri kilitli? Hangi kesimleri sürünüyor? Segmentler birbirleriyle nasıl etkileşiyor? Büyük bir kırılma başladığında komşu faylara aktarılabilecek gerilim ne ölçüde? Kırılma tek bir segmentte mi kalacak, yoksa birden fazla segmenti birbirine bağlayabilecek mi?

Bohnhoff‘un çalışmasının asıl önemi burada ortaya çıkıyor.

Araştırmacı, Marmara’daki fay sisteminin tek bir çizgi şeklinde ele alınmasının yetersiz kalabileceğini ve deprem tehlikesi hesaplarının daha karmaşık bir fay ağı davranışını içermesi gerektiğini savunuyor. Başka bir ifadeyle, gelecekteki modellerin yalnızca “hangi fay kırılır?” sorusuna değil, “fay sistemi birlikte nasıl davranır?” sorusuna da cevap vermesi gerekiyor.

İstanbul İçin Belirsizlik Sürüyor

Bu yeni araştırmaların İstanbul açısından verdiği mesajı bir deprem tarihiyle özetlemek mümkün değil.

Aksine, çalışmalar Marmara’daki sismik tehlikenin daha ayrıntılı anlaşılması için önümüzde hâlâ çözülmesi gereken önemli bilimsel sorular bulunduğunu gösteriyor.

Kuzey Anadolu Fay Zonu‘nun Marmara Denizi altındaki bölümü, uzun süredir İstanbul’un deprem tehlikesinin merkezinde bulunuyor. Yeni araştırmalar ise bu bölgenin yalnızca tek bir fay çizgisinden ibaret olmadığını; birbirleriyle etkileşen segmentlerin, havzaların ve ikincil fayların oluşturduğu daha karmaşık bir tektonik sistem olduğunu ortaya koyuyor.

Üstelik aynı sistem içerisinde bazı kesimlerin kilitli, bazı kesimlerin ise yavaş biçimde sürünüyor olması, gerilimin Marmara boyunca eşit şekilde birikmediğini gösteriyor. Doğu Marmara’daki kilitli bölümün neden bu durumda olduğunu açıklamaya çalışan yeni model de fayın yalnızca yüzeydeki geometrisinin değil, yer kabuğunun ve üst mantonun derinlikteki fiziksel özelliklerinin de hesaba katılması gerektiğine işaret ediyor.

Dolayısıyla 2026 yazında yayımlanan bu çalışmalar “Marmara depremi ne zaman olacak?” sorusuna yeni bir tarih vermiyor. Fakat başka bir açıdan önemli bir gelişme sunuyor:

İstanbul’un güneyindeki Kuzey Anadolu Fay Zonu’nun deprem davranışını anlamak için artık tek bir fay çizgisine bakmak yeterli olmayabilir.

Bilim insanları için bundan sonraki kritik adımlardan biri, Marmara Denizi’nin altındaki fay ağını daha yüksek çözünürlükle görüntülemek, deniz tabanındaki hareketleri sürekli izlemek ve farklı segmentlerin birbirleriyle olan mekanik ilişkisini daha ayrıntılı biçimde modellemek.

Çünkü olası bir Marmara depreminde yalnızca depremin büyüklüğü değil, kırılmanın hangi fay segmentlerinde başlayacağı, hangi segmentlere geçeceği ve fay ağının bir bütün olarak nasıl davranacağı da İstanbul’un maruz kalacağı sarsıntının özelliklerini belirleyebilir.

Yeni çalışmaların ortaya koyduğu tablo bu nedenle bir deprem tahmini değil; Kuzey Anadolu Fay Zonu’nun Marmara’daki bölümüne ilişkin bilimsel modelin daha karmaşık hale geldiğini gösteren yeni kanıtlar olarak okunmalı.

Bu içeriği beğendiyseniz lütfen çevrenizle paylaşınız…

error: İçerik korunmaktadır !!