Bu Havalimanında Klima Neredeyse Yok...
08:58:03
Havalimanında Klima Devrini Bitiren Tasarım
Hint Okyanusu’ndaki La Réunion Adası’nda bulunan Roland Garros Havalimanı, tropikal iklimin hâkim olduğu bir bölgede klima kullanımını büyük ölçüde ortadan kaldıran sıra dışı bir terminal binasına sahip. AIA Life Designers tarafından tasarlanan ve 2024 yılında hizmete açılan yeni terminal, kamusal alanlarında mekanik soğutmaya ihtiyaç duymadan konforlu bir iç ortam oluşturmak üzere tasarlanan dünyanın ilk biyoklimatik havalimanı terminali olarak öne çıkıyor.
Projenin temelinde oldukça basit görünen ancak mühendislik açısından kapsamlı bir fikir bulunuyor: Tropikal iklimle mücadele etmek yerine, binanın kendisini iklime uyum sağlayacak şekilde tasarlamak. Terminal, La Réunion’un doğal hava hareketlerinden yararlanarak içerideki sıcak ve nemli havayı dışarı atıyor, daha serin havanın ise binaya girmesini sağlıyor. Böylece geleneksel havalimanlarında büyük miktarda elektrik tüketen klima sistemlerinin yerine, mimari tasarımın kendisi bir soğutma mekanizmasına dönüşüyor.
Binanın İçinden Esen Rüzgâr
Terminalin en dikkat çekici unsuru, yapının merkezinde oluşturulan biyoklimatik kanyon. Bina boyunca uzanan bu merkezi boşluk, yalnızca mimari bir tasarım öğesi olarak kullanılmıyor; aynı zamanda terminalin doğal havalandırma sisteminin kalbini oluşturuyor.
La Réunion, yıl boyunca ticaret rüzgarlarının etkisi altında kalan bir ada. Terminalin tasarımı da bu doğal hava akımlarından mümkün olduğunca fazla yararlanacak şekilde kurgulanmış. Dışarıdaki hava, cephede bulunan havalandırma açıklıklarından içeri alınıyor. Binanın dalgalı çatısı ve merkezi kanyon ise hava hareketinin devam etmesini sağlayan bir basınç sistemi oluşturuyor.
Çatı geometrisi, binanın belirli bölümlerinde düşük basınç alanları meydana getiriyor. Bu durum, dışarıdaki havanın terminalin içine doğru çekilmesine yardımcı olurken, içeride ısınan havanın da merkezi kanyon üzerinden yukarı doğru yükselerek dışarı atılmasını sağlıyor. Böylece bina, sürekli çalışan büyük fanlara ihtiyaç duymadan kendi içinde doğal bir hava dolaşımı oluşturuyor.
Bu sistem sayesinde terminal içerisinde saniyede yaklaşık 1 metre hızında hava akışı sağlanıyor. Hava hareketinin kendisi sıcaklığı doğrudan birkaç derece düşürmese bile, insan vücudunun hissettiği sıcaklığın azalmasına yardımcı oluyor. Projenin verilerine göre doğal havalandırma, tropikal iklimin yüksek sıcaklık ve nem koşullarına rağmen hissedilen sıcaklığı yaklaşık 4 ila 5 °C azaltabiliyor.
830 Motorlu Panjur
Doğal havalandırmanın çalışması yalnızca binanın biçimine bırakılmış değil. Terminalin cephesinde bulunan 830 motorlu panjur, sistemin önemli parçalarından birini oluşturuyor. Bu panjurlar, dış hava koşullarına ve ihtiyaç duyulan havalandırma miktarına göre açılıp kapanarak binanın hava dolaşımını düzenliyor.
Bu yaklaşım, biyoklimatik mimarinin önemli özelliklerinden birini gösteriyor. Amaç yalnızca binaya mümkün olduğunca fazla hava almak değil; hava akışını doğru zamanda ve doğru miktarda kontrol etmek. Böylece doğal havalandırma ile iç mekân konforu arasında bir denge kuruluyor.
Özellikle tropikal iklimlerde bu denge kritik önem taşıyor. Sıcaklığın yanı sıra yüksek nem oranı da insanların hissettiği sıcaklığı artırıyor. Bu nedenle yalnızca termometredeki sıcaklığı düşürmek yeterli değil. Havanın hareket ettirilmesi, insan vücudunun ısıyı çevreye aktarmasını kolaylaştırarak daha serin bir ortam hissi yaratabiliyor.
Roland Garros terminalinin tasarımı da tam olarak bu prensipten yararlanıyor. Yapı, doğal hava akışını mümkün olduğunca artırarak içerideki havanın durağanlaşmasını engelliyor.

Enerji Tüketiminde Büyük Düşüş
Sistemin en önemli sonuçlarından biri ise enerji tüketiminde ortaya çıkıyor. Proje verilerine göre terminal, geleneksel biçimde tamamen klimalandırılan benzer bir binaya kıyasla enerji tüketimini yaklaşık yüzde 60 azaltıyor.
Bu oran, özellikle havalimanı gibi geniş hacimli ve gün boyunca yoğun kullanılan bir yapı açısından dikkat çekici. Havalimanlarında yolcu salonları, bekleme alanları, güvenlik bölgeleri ve ticari alanlar çok büyük kapalı hacimler oluşturuyor. Bu alanların tamamını sürekli olarak mekanik sistemlerle soğutmak önemli miktarda enerji gerektiriyor.
Roland Garros‘ta ise binanın mimarisi, soğutma yükünü daha en başından azaltacak şekilde tasarlanmış. Projenin yıllık yaklaşık 150 bin avroluk enerji tasarrufu sağlaması bekleniyor. Aynı zamanda karbon emisyonlarının geleneksel bir terminal tasarımına kıyasla yaklaşık sekiz kat azaltıldığı belirtiliyor.
Buradaki yaklaşım yalnızca daha az elektrik tüketmek anlamına gelmiyor. Elektrik üretiminin beraberinde getirdiği karbon emisyonları da azaltıldığı için, binanın uzun vadeli çevresel etkisi düşürülüyor. Bu nedenle terminal, enerji verimliliği ile mimari tasarımın birlikte ele alınabileceğini gösteren örneklerden biri olarak değerlendiriliyor.
Klima Tamamen Ortadan Kalkmadı
Bununla birlikte terminalde hiç klima bulunmadığını söylemek doğru olmaz. Mekanik soğutma, binanın toplam yüzey alanının yalnızca yaklaşık yüzde 7’sinde kullanılıyor. Bu alanlar özellikle operasyon ofisleri ve doğal havalandırmanın yeterli olmadığı penceresiz bölümlerden oluşuyor.
Bu ayrıntı önemli çünkü projenin amacı, mekanik soğutmayı her koşulda tamamen ortadan kaldırmak yerine, ona duyulan ihtiyacı mümkün olan en düşük seviyeye indirmek. İnsanların bulunduğu geniş kamusal alanlarda doğal havalandırma öncelikli çözüm olarak kullanılırken, hava akışının yeterli olmadığı özel alanlarda klima devreye giriyor.
Böylece mekanik sistemler binanın tamamını sürekli olarak soğutmak zorunda kalmıyor. Sadece gerçekten gerekli olan bölümlerde çalıştırılıyor. Enerji tasarrufunun önemli bir bölümü de bu yaklaşım sayesinde elde ediliyor.
Mimari Tasarım Soğutma Sistemine Dönüşüyor
65 milyon avroya mal olan terminal projesinin arkasındaki temel fikir, havalimanının tropikal iklim koşullarına karşı sürekli mekanik soğutma kullanmak yerine, iklimin doğal özelliklerinden yararlanması. Proje, havalimanı müdürü Marc Delanoë’nin öncülüğünde, mekanik soğutmaya bağımlılığı azaltmak ve tesisin karbon ayak izini küçültmek amacıyla hayata geçirildi.
Burada dikkat çekici olan nokta, enerji verimliliğinin sonradan eklenen bir teknolojiyle değil, binanın mimarisinin temelini oluşturan tasarım kararlarıyla sağlanması. Dalgalı çatı, merkezi kanyon, cephedeki açıklıklar ve motorlu panjurlar tek tek düşünüldüğünde mimari ayrıntılar gibi görünüyor. Ancak birlikte çalıştıklarında büyük bir doğal havalandırma sistemi meydana getiriyorlar.
Bu yaklaşım, geleceğin havalimanları ve diğer büyük kamu yapıları açısından da önemli bir fikir ortaya koyuyor. İklim değişikliğiyle birlikte sıcak hava dalgalarının daha sık yaşanması ve soğutma ihtiyacının artması, binaların enerji tüketimini de yükseltiyor. Bir binayı yalnızca daha güçlü klimalarla serinletmek yerine, daha az ısınacak ve doğal yollarla havalanabilecek biçimde tasarlamak enerji ihtiyacını yapının en başından azaltabiliyor.
Roland Garros Havalimanı‘nın yeni terminali bu düşüncenin tropikal bir iklimde uygulanmış örneklerinden biri. Bina, çevresindeki rüzgarı bir enerji kaynağı gibi kullanıyor; sıcak havayı dışarı taşıyor, hava hareketini artırıyor ve insanların hissettiği sıcaklığı azaltıyor. Sonuçta ortaya çıkan sistem, klima teknolojisini tamamen reddetmekten çok daha farklı bir yaklaşım sunuyor: Önce mimariyi kullanmak, mekanik soğutmayı ise yalnızca gerçekten ihtiyaç duyulan noktalara bırakmak.
Bu nedenle Roland Garros terminali yalnızca yeni bir havalimanı binası değil, mimarinin iklim koşullarıyla nasıl birlikte çalışabileceğini gösteren büyük ölçekli bir uygulama niteliği taşıyor. Tropikal bir adada, yüksek sıcaklık ve nem koşullarının hâkim olduğu bir ortamda, binanın çatısından cephesine kadar her bölümünün hava akışını destekleyecek şekilde tasarlanması, enerji tüketimini azaltırken yolcu konforunu da korumayı hedefliyor. Geleneksel klimalı yapılara kıyasla yaklaşık yüzde 60 daha düşük enerji tüketimi ve sekiz kata varan karbon emisyonu azalması iddiası da projenin asıl dikkat çekici tarafını oluşturuyor.