e-BİLGİ, e-HABER

İran’da Süreç Nasıl İlerleyecek

iranda-surec-nasil-ilerleyecek

Olası Adaylar ve Güç Dengeleri...

11:09:04

İran’da Halefiyet Süreci ve Geçici Liderlik Mekanizması

İran İslam Cumhuriyeti’nin en üst makamı olan rehberlik (Velâyet-i Fakih), yalnızca siyasal değil, aynı zamanda teolojik ve anayasal bir otoriteyi temsil eder. Bu nedenle Yüksek Lider’in vefatı, sıradan bir iktidar değişimi değil; devletin kurucu ideolojisinin ve güç mimarisinin yeniden dengelenmesi anlamına gelir. 1 Mart 2026’da Ali Hamaney’in ölümü, İran Anayasası’nın 107 ve 111. maddelerinde öngörülen halefiyet mekanizmasını devreye sokmuştur. Süreç, hem hukuki prosedürler hem de gayriresmî güç odaklarının etkisi bakımından çok katmanlıdır…

Geçici Liderlik Konseyi

Anayasal çerçeveye göre, Yüksek Lider’in makamı boşaldığında ülke, kalıcı bir halef seçilene dek geçici bir kolektif liderlik düzenine geçer. Bu yapı; Cumhurbaşkanı, Yargı Erki Başkanı ve Anayasayı Koruyucular Konseyi’nden (Muhafızlar Konseyi) seçilen bir fakih üyeden oluşur. 2026 itibarıyla bu üçlü, reformist kimliğiyle bilinen Cumhurbaşkanı Masoud Pezeshkian, yargı başkanı Gholamhossein Mohseni Ejei ve Muhafızlar Konseyi’nin belirlediği bir din adamından teşekkül etmiştir. Bu konsey, devletin sürekliliğini sağlamak, silahlı kuvvetlerin komutasını yürütmek ve stratejik kararları almakla yükümlüdür; ancak nihai ve kalıcı otoriteye sahip değildir. Görevi, sistemin kesintisiz işlemesini temin etmek ve Uzmanlar Meclisi’nin kararını beklemektir.

Uzmanlar Meclisi’nin Yetkisi

Kalıcı Yüksek Lider’i seçme yetkisi, doğrudan halk tarafından sekiz yıllığına seçilen 88 üyeli Uzmanlar Meclisi’ne (Meclis-i Hubregan) aittir. Bu organ, teorik olarak adayın ilmî ehliyetini (içtihat derecesi), adalet vasfını ve siyasal basireti değerlendirmekle yükümlüdür. Ancak üyelerin adaylıkları, önceden Muhafızlar Konseyi tarafından denetlendiği için seçim süreci baştan filtrelenmiş bir yapıya sahiptir. Nitekim geçmişte ılımlı eğilimli isimlerin elenmesi, sistemin ideolojik sürekliliği öncelediğini göstermiştir.

Meclis’in “mümkün olan en kısa sürede” toplanması anayasal bir zorunluluktur. Bununla birlikte, güvenlik koşulları, bölgesel gerilimler ve iç siyasi hizipleşmeler, karar alma takvimini etkileyebilir. 1989’da Ruhollah Khomeini’nin ölümünün ardından yapılan seçim, sistem içi uzlaşının ürünüydü; bugün ise tablo daha karmaşık görünmektedir.

Olası Adaylar ve Güç Dengeleri

En çok tartışılan isimlerden biri, merhum liderin oğlu Mojtaba Khamenei’dir. Dinî eğitim almış olmakla birlikte resmî yürütme tecrübesine sahip değildir ve mercî-i taklid seviyesinde tanınmış bir otorite değildir. Dahası, babadan oğula geçiş ihtimali, İslam Cumhuriyeti’nin monarşik bir hanedanlığa evrildiği yönünde eleştirilere yol açabilir. Rejim içindeki muhafazakâr çevreler dahi bu sembolik riski hesaba katmaktadır.

Kurumsal meşruiyeti güçlü bir diğer figür, eski yargı başkanı ve uzun yıllar sistem içinde kilit görevler üstlenmiş olan Sadegh Larijani’dir. Dinî hiyerarşi içindeki konumu ve devlet tecrübesi, onu teknik açıdan uygun bir aday yapmaktadır. Bununla birlikte Larijani ailesinin geçmişte yaşadığı siyasi gerilimler, destek düzeyini sınırlayabilir.

Hamaney’e yakınlığıyla bilinen din adamı Mohsen Araki de kulislerde adı geçen isimlerdendir. Güçlü ideolojik çizgisi ve dış politika konularındaki sert tutumu, özellikle güvenlik aygıtına yakın çevreler için cazip olabilir.

Sembolik açıdan dikkat çeken bir başka isim ise Hassan Khomeini’dir. Devrimin kurucusunun torunu olması, ona tarihsel bir meşruiyet kazandırsa da mevcut güç bloklarının dışında konumlanması nedeniyle şansı sınırlı görülmektedir.

İslam Devrim Muhafızları’nın Rolü

Resmî olarak seçim sürecinin parçası olmamakla birlikte Islamic Revolutionary Guard Corps (IRGC), İran siyasetinde belirleyici bir aktördür. Ekonomik ağları, güvenlik aygıtı üzerindeki etkisi ve bölgesel operasyonel kapasitesi, yeni liderin profilini dolaylı biçimde şekillendirebilir. IRGC’nin tercih edeceği adayın, güvenlik doktrininde sürekliliği ve “direniş ekseni” stratejisini sürdürmesi beklenir.

Bölgesel ve Güvenlik Boyutu

Halefiyet süreci, İran’ın dış politika ortamından bağımsız değildir. İsrail ile yaşanan ve Haziran 2025’te 12 gün süren çatışma, ülkenin güvenlik önceliklerini keskinleştirmiştir. Böyle bir atmosferde seçilecek liderin yalnızca dinî ehliyeti değil, kriz yönetimi ve askerî-stratejik karar alma kapasitesi de belirleyici olacaktır. Uzmanlar Meclisi’nin toplanma ve güvenli deliberasyon kabiliyeti dahi bölgesel gerilimlerden etkilenebilir.

Tarihsel Önemi

Bu geçiş, 1979 Devrimi’nden bu yana ikinci büyük liderlik değişimidir. 1989’daki örnekten farklı olarak bugün İran, daha kurumsallaşmış fakat aynı zamanda daha parçalı bir güç yapısına sahiptir. Seçilecek yeni Yüksek Lider, yalnızca iç politik istikrarı değil; nükleer müzakere stratejisini, bölgesel nüfuz politikasını ve ekonomik yönelimleri de tayin edecektir. Dolayısıyla bu süreç, İran’ın hem ideolojik sürekliliğini hem de jeopolitik yönelimini yeniden tanımlayabilecek kritik bir eşik olarak görülüyor.

Bu içeriği beğendiyseniz lütfen çevrenizle paylaşınız…

Etiketler:
error: İçerik korunmaktadır !!