e-BİLGİ, e-MAGAZİN, e-MÜZİK

İmajın Gölgesinde Kalan Müzik Dehası

imajin-golgesinde-kalan-muzik-dehasi

Bernie Marsden’in Telif ve Riff Mirası...

14:28:20

Blues’un Sadık Pençesi: “The Beast" ile Yarım Asırlık Bir Yolculuk

Bernie Marsden, 1970’li ve 80’li yılların hard rock ve blues sahnelerine damga vurmuş, melodik yeteneği ve karakteristik tonuyla tanınan İngiliz gitarist ve şarkıcıdır. Bernie Marsden kariyerinin erken dönemindeki en önemli basamaklardan birini Babe Ruth grubunda tırmanmıştır. Bernie Marsden 1975 yılında, grubun kurucu gitaristi Alan Shacklock‘un ayrılması üzerine gruba katıldı. Bu dönem, grubun progresif rock ve hard rock etkilerini blues ile harmanladığı, müzikal olarak oldukça olgunlaştığı bir evreydi. Marsden, grubun kendi adını taşıyan Babe Ruth (1975) ve ardından gelen Stealin’ Home (1975) albümlerinde çaldı. Özellikle bu dönemde grubun vokalisti Janita Haan ile yakaladıkları uyum, grubun enerjisini yükseltmişti. 1976 tarihli Kid’s Stuff albümünde de yer alan Marsden, Babe Ruth ile sergilediği bu performans sayesinde İngiltere’deki rock camiasında “aranan gitarist" statüsüne yükseldi ve bu referans onun kısa süre sonra Paice Ashton Lord ve nihayetinde Whitesnake yolculuğuna girmesini sağlayan en büyük kapılardan biri oldu
 
Kariyerine UFO, Wild Turkey ve Paice Ashton Lord gibi gruplarda pişerek başlayan Marsden, asıl dünya çapındaki şöhretini 1978 yılında David Coverdale ile birlikte kurduğu Whitesnake grubunun orijinal üyesi olarak kazanmıştır.
 
Grubun erken dönemindeki “blues-rock" kimliğinin mimarlarından biri olan sanatçı, sadece gitar çalmakla kalmamış; “Here I Go Again" ve “Fool for Your Loving" gibi rock klasiklerinin besteciliğini üstlenerek müzik tarihine adını yazdırmıştır. 1982’de gruptan ayrıldıktan sonra Alaska ve MGM gibi projelerle yoluna devam eden, solo albümler yayımlayan ve Gary Moore gibi devlerle iş birlikleri yapan Marsden, kariyerinin sonuna kadar “The Beast" isimli efsanevi gitarıyla blues köklerine sadık kalarak hem bir virtüöz hem de bir kült figür olarak anılmaya devam etmiştir.

Whitesnake’in efsane kadrosu: Neil Murray, Jon Lord, Bernie Marsden, Micky Moody, Ian Paice, David Coverdale

Bernie Marsden, 7 Mayıs 1951 tarihinde İngiltere’nin Buckingham şehrinde doğmuş ve 24 Ağustos 2023 tarihinde 72 yaşında hayata gözlerini yummuştur. Bu tarihler, aslında onun neden “MTV çağına" kurban gittiğini de kronolojik olarak doğrular; 1980’lerin başında Whitesnake imaj değiştirirken Marsden artık 30’lu yaşlarının ortasına gelmiş, rock dünyasının o dönem talep ettiği “genç ve gösterişli" profilin dışında kalmaya başlamış tecrübeli bir müzisyendi. Bernie Marsden‘in Whitesnake‘ten ayrılış süreci, tek başına “kilo" meselesine indirgenemeyecek kadar karmaşık olsa da, fiziksel görünüm ve imaj faktörü bu ayrılığın arka planındaki en güçlü nedenlerden biriydi. İşte olayın perde arkasındaki gerçekler:

İmajın Müziğin Önüne Geçmesi (MTV Etkisi)

1980’lerin başına gelindiğinde, müzik dünyasında MTV etkisiyle “görsel imaj" her şeyin önüne geçmeye başlamıştı. David Coverdale, Whitesnake‘i ABD pazarına sokmak ve bir “süper grup" haline getirmek istiyordu.

Bernie Marsden ve Micky Moody, harika gitaristler olmalarına rağmen, Coverdale‘in hayalindeki “seksi, modern ve Amerikan tarzı" rock yıldızı imajına uymuyorlardı. Coverdale, daha sonra verdiği röportajlarda o dönemki grubu (Marsden ve Moody dahil) “harika müzisyenler ama görsel olarak MTV çağına uygun olmayan bir ekip" olarak nitelendirmişti. Marsden ve Moody için o dönem basında “sıradan görünümlü, bir barda karşılaştığınız adamlar gibi" yorumları yapılıyordu.

“Yeterince Yakışıklı Değil" Eleştirileri

Yıllar içinde müzik eleştirmenleri ve grup içindeki yakın kaynaklar, Marsden ve Moody‘nin ayrılışının temel nedenlerinden birinin “Amerika pazarı için yeterince yakışıklı bulunmamaları" olduğunu açıkça belirttiler. Coverdale, Whitesnake‘i 1987 albümündeki o meşhur “aslan yeleli saçlar ve deri ceketler" estetiğine taşımak istiyordu ve Marsden‘in daha geleneksel, “bluesy" ve kilolu görünümü bu yeni vizyona ters düşüyordu.

Fiziksel görünüm Coverdale‘in kafasındaki bir “engel" olsa da, resmi ayrılığı getiren olaylar farklıydı:

Grup, menajerlik şirketi (Seabreeze) ile ciddi finansal sorunlar yaşıyordu. Marsden, bir kayıt sırasında Coverdale‘e “David, bu işi bitirsek iyi olur, artık yürümüyor" diyerek aslında bir nevi kendi sonunu hazırlayan cümleyi kurmuştu. Coverdale bu fırsatı kullanarak 1982’de tüm grubu dağıttı. Grubu yeniden kurduğunda ise daha “görsel" ve “heavy rock" odaklı bir kadro (John Sykes gibi isimler) kurmayı tercih etti.

Marsden, anılarında ve röportajlarında kilolarından ziyade, “yanlış zamanda yanlış yerde olmak" ve “yönetimsel hatalardan" bahseder. Ancak Coverdale ile yıllar sonra barıştıklarında, o dönemin Whitesnake‘inin “fazla İngiliz ve fazla eski moda" kaldığını, Coverdale‘in ise dünyayı fethetmek için “Hollywood tarzı" bir imaj peşinde olduğunu kabul etmiştir. Özetle, gruptan sadece “aldığı kilolar" yüzünden kovulmadı; ancak aldığı kilolar, dökülen saçları ve genel ‘sıradan‘ fiziksel görünümü, David Coverdale‘in grubu MTV çağına uygun bir “seksi rock ikonları topluluğu“na dönüştürme planıyla tamamen çelişiyordu.

Bernie Marsden ve David Coverdale arasındaki ilişki, rock tarihinin en kârlı ama aynı zamanda en buruk ortaklıklarından biridir. İşte bu iki dev ismin ayrılık sonrası yaşadığı o meşhur telif ve grup krizleri:

“Here I Go Again" Telif Meselesi: Bernie Marsden’in Emeklilik İkramiyesi

Bernie Marsden, Whitesnake’ten ayrılmış olsa da aslında grubun en büyük hitinin gizli ortağıdır. Şarkı ilk olarak 1982 tarihli Saints & Sinners albümü için Marsden ve Coverdale tarafından Marsden’in evinde yazıldı. Orijinal versiyon daha “blues" etkiliydi. David Coverdale, 1987’de şarkıyı yeni ve pırıltılı bir prodüksiyonla (“heavy rock" tarzında) tekrar yayımladı. Şarkı ABD’de 1 numara oldu. Marsden, bu şarkının telifleri sayesinde hayatının sonuna kadar çok rahat bir yaşam sürdü. Bir röportajında gülerek; “David şarkıyı ne zaman yeniden düzenleyip yayımlasa veya bir filmde kullanılsa, posta kutuma dev bir çek düşüyor" demiştir. Coverdale bu konuda dürüst davranmış ve Marsden’in payını hiçbir zaman gasp etmemiştir.

Marsden, Whitesnake’ten sonra kendi kanatlarıyla uçmak için Alaska grubunu kurdu (1984). Ancak beklenen patlamayı yapamadı. Alaska, Whitesnake’in o eski “blues-rock" köklerinden kopup, dönemin modası olan daha sentetik, klavye ağırlıklı AOR (Adult Oriented Rock) tarzına kaymaya çalıştı. Ancak Marsden’in ruhu blues adamıydı, bu yeni tarz üzerine “eğreti" durdu. Marsden, Alaska ile Whitesnake’in o dönemki pırıltılı imajıyla rekabet etmeye çalıştı ancak büyük plak şirketlerinin desteğini alamadı. Grup, müzikal olarak kaliteli olsa da pazarlama dünyasında “Whitesnake’ten kovulan adamların yan projesi" etiketinden kurtulamadı.

Coverdale, Marsden‘i gönderdikten sonra yerine gelen John Sykes gibi isimlerle çalışırken Marsden‘in yazdığı şarkıları kullanmaya devam etti. Marsden bu durumu şöyle özetlemişti: “Müziğimi seviyorlardı ama benim o şarkıları çalarkenki görüntümü sevmiyorlardı."

Tüm bu gerilimlere rağmen Marsden ve Coverdale arasındaki buzlar 2011 civarında tamamen eridi. Coverdale, Marsden‘i tekrar sahneye davet etti ve onu “Whitesnake ailesinin ayrılmaz bir parçası" olarak onurlandırdı. Marsden 2023’te yaşama veda ettiğinde, Coverdale onun için en duygusal veda mesajlarından birini yayımladı.

Bernie Marsden’in efsanevi gitarı “The Beast" (1959 Gibson Les Paul Standard), sanatçının 2023 yılındaki ölümünden sonra ailesi tarafından koruma altına alınmıştı. Ancak vasiyeti ve ailenin kararıyla bu paha biçilemez enstrümanın akıbeti kısa süre önce netleşti.

İşte “Canavar“ın yeni evi ve sergilenme durumu hakkındaki detaylar:

Bernie Marsden’in ailesi, gitarın sadece bir müzede tozlanması yerine, onu çalacak ve değerini bilecek bir koleksiyoner ya da müzisyene geçmesini tercih etti. 2024 yılının başlarında, İngiltere merkezli ünlü vintage gitar mağazası ATB Guitars aracılığıyla satışa sunuldu.

Gitar, ismi açıklanmayan ancak dünya çapında tanınan ciddi bir koleksiyonere satıldı. “The Beast“, şu an sabit bir müzede (örneğin Hard Rock Cafe veya Rock and Roll Hall of Fame gibi) sürekli olarak sergilenmiyor. Ancak bu tür efsanevi enstrümanlar genellikle Joe Bonamassa gibi isimlerin küratörlüğünü yaptığı veya Gibson’ın özel “Gibson Garage" etkinliklerinde geçici olarak halka gösteriliyor.

Bernie Marsden, hayattayken gitarın “çalınması gereken bir canlı" olduğunu savunurdu. Müze camekânları arkasında durmasından pek hoşlanmazdı. Bu yüzden satış anlaşmasının, gitarın periyodik olarak profesyonel kayıtlarda kullanılması veya özel sergilerde gösterilmesi şartını (veya niyetini) barındırdığı konuşuluyor.

“The Beast" Neden Bu Kadar Kıymetli?

Gitarın sergilenmeye değer görülmesinin arkasında sadece Whitesnake geçmişi yok, teknik özellikleri de büyüleyici:

1959 yapımı Les Paul‘ler arasında “en orijinal" kalanlardan biri. Üzerindeki manyetikler (PAF pickups) ve cilası neredeyse hiç bozulmamış. Diğer 1959’lara göre çok daha yüksek çıkışlı ve “hırçın" bir sesi var. “The Beast" ismi de buradan geliyor. 9-1914 seri numarasıyla literatürde en çok takip edilen enstrümanlardan biri.

İlginç Bir Bilgi:
Bernie Marsden ölmeden kısa bir süre önce, bu gitarın birebir kopyalarını (reissue) üretmek için Gibson ve PRS gibi devlerle çalışmıştı. Eğer “The Beast“in sesini merak ederseniz, Marsden‘in son albümü olan Working Man" (2023) kayıtlarının çoğunda bu orijinal gitar kullanılmıştır. Bu gitarın satış bedelinin 1.3 milyon sterlin civarında olduğu söylentileri var.

Bu içeriği beğendiyseniz lütfen çevrenizle paylaşınız…
error: İçerik korunmaktadır !!