Kalp Hastalığı Yaşlılığı Beklemiyor...
13:00:24
Kalp Krizinin Zemini Gençken Hazırlanıyor
Kalp krizi ve felç denildiğinde akla çoğunlukla ileri yaşlar gelir. Oysa bu hastalıkların arkasındaki en önemli süreçlerden biri olan ateroskleroz, yani atardamarların duvarlarında yağ ve kolesterol içeren plakların birikmesi, çok daha erken yaşlarda başlayabiliyor. Üstelik damarlarında bu birikim oluşan kişiler, uzun yıllar boyunca herhangi bir belirti yaşamadan hayatlarını sürdürebiliyor…
Danimarka ve İspanya’da 18-70 yaşları arasındaki 16 bin 808 yetişkinin incelendiği kapsamlı bir araştırma, bu sessiz sürecin ne kadar yaygın olabileceğini ortaya koydu. Daha önce aterosklerotik kalp ve damar hastalığı tanısı almamış katılımcıların yüzde 57,1’inde, yani yarıdan fazlasında, damarlarında sessiz ateroskleroz bulguları saptandı. Araştırmanın sonuçları 29 Ağustos 2026’da The New England Journal of Medicine dergisinde yayımlandı.
Bulguların dikkat çekici yönü yalnızca hastalığın yaygınlığı değil, genç yetişkinlerde de görülmesi. Araştırmacılar, damar sertliğinin yalnızca yaşlılık döneminde ortaya çıkan bir sorun olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurguluyor. Bununla birlikte, damarlarında plak bulunan herkesin ileride kalp krizi veya felç geçireceği sonucuna varmak da doğru değil. Araştırma, hastalığın erken yaşlarda başlayabildiğini ve mevcut risk değerlendirmelerinin bu süreci her zaman yakalayamayabildiğini gösteriyor.
Damar Duvarlarında Yıllar İçinde Biriken Plaklar
Ateroskleroz, atardamarların iç yüzeyinde plakların oluşması ve zamanla büyümesiyle ilerleyen bir hastalık sürecidir. Bu plaklar yağ, kolesterol, bağ dokusu ve farklı hücresel bileşenlerden oluşabilir. Süreç ilerledikçe damar duvarının yapısı değişebilir, damar içindeki boşluk daralabilir ve kan akışı olumsuz etkilenebilir.
Ancak tehlike yalnızca damarın daralmasından kaynaklanmaz. Bazı plaklar yırtılarak damar içinde pıhtı oluşmasına yol açabilir. Pıhtının kalbi besleyen bir damarı tıkaması kalp krizine, beyne giden kan akışını kesmesi ise iskemik felce neden olabilir. Bu nedenle ateroskleroz, belirtiler ortaya çıkmadan önce de önem taşıyan bir kalp ve damar sağlığı sorunudur.
Hastalığın gelişimi genellikle tek bir nedene bağlı değildir. Kandaki LDL kolesterol düzeyinin yüksek olması, yüksek tansiyon, sigara kullanımı, diyabet ve kalıtsal yatkınlık gibi etkenler bu sürece katkıda bulunabilir. Beslenme alışkanlıkları, fiziksel hareketsizlik ve diğer yaşam tarzı unsurları da uzun vadeli riski etkiler.
Aterosklerozun erken evrelerinde kişi kendisini tamamen sağlıklı hissedebilir. Günlük yaşamda herhangi bir yakınmanın bulunmaması, damar duvarlarında plak oluşmadığını göstermez. Öte yandan, görüntüleme yöntemleriyle küçük bir plak saptanması da tek başına kişinin yakın zamanda ciddi bir kalp ve damar olayı yaşayacağını göstermez. Plakların konumu, miktarı ve özellikleriyle kişinin diğer risk etkenleri birlikte değerlendirilmelidir.
Yaklaşık 17 Bin Yetişkin İncelendi
REACT adı verilen araştırma, aterosklerozun farklı yaş gruplarında ne kadar yaygın olduğunu ve hangi etkenlerle ilişkili bulunduğunu daha ayrıntılı biçimde incelemek amacıyla yürütüldü. Danimarka ve İspanya’dan 16 bin 808 yetişkin araştırmaya katıldı. Katılımcıların yaşları 18 ile 70 arasında değişirken ortalama yaş 45 olarak belirlendi. Katılımcıların yüzde 51,4’ü kadındı.
Araştırmaya daha önce aterosklerotik kalp ve damar hastalığı tanısı almamış kişiler dahil edildi. Böylece araştırmacılar, bilinen bir hastalık nedeniyle zaten takip edilen kişilerden ziyade, klinik açıdan sessiz seyreden damar plaklarının toplumdaki yaygınlığını inceleyebildi.
Katılımcılar farklı yaş gruplarında değerlendirildi. Araştırmacılar, damarları tek bir bölgeyle sınırlı kalmadan incelemek için birden fazla görüntüleme yönteminden yararlandı. Kalbi besleyen koroner arterler bilgisayarlı tomografi anjiyografisiyle görüntülendi. Boyun ve bacaklardaki atardamarlar ise üç boyutlu damar ultrasonografisi dahil olmak üzere ultrason yöntemleriyle değerlendirildi.
Bu yaklaşımın önemi, aterosklerozun yalnızca belirli bir damardaki plak üzerinden ele alınmamasıydı. Bir kişinin boyun damarlarında plak bulunmasıyla kalbi besleyen damarlarda plak bulunması aynı şey değildir. Farklı damar bölgelerinin incelenmesi, hastalığın vücutta nasıl bir dağılım gösterdiğine ilişkin daha kapsamlı bir tablo oluşturdu.
Araştırmanın sonuçları, daha önce bilinen bir kalp ve damar hastalığı bulunmayan kişilerde bile görüntüleme yöntemleriyle saptanabilen plakların oldukça yaygın olduğunu ortaya koydu. Ancak bu oran, araştırmaya katılan herkesin klinik açıdan hasta olduğu veya gelecekte mutlaka belirti geliştireceği anlamına gelmiyor.
Gençlerde de Ateroskleroz Görülüyor
Araştırmanın en çok dikkat çeken sonuçlarından biri, 18-29 yaş grubunda ortaya çıktı. Bu yaş aralığındaki katılımcıların yaklaşık 13’te birinde sessiz ateroskleroz bulguları tespit edildi. Başka bir ifadeyle, genç yetişkinlerin önemli bir bölümünde damar plakları oluşmaya başlamıştı.
Araştırma, damar plaklarının oluşumunun ileri yaşları beklemediğini gösteriyor. Bununla birlikte, genç yetişkinlerde saptanan plakların miktarı ve klinik önemi kişiden kişiye değişebilir. Bir plak bulgusuyla ileride kalp krizi geçirme olasılığı arasında ilişki bulunması, her plak taşıyan kişinin aynı risk düzeyinde olduğu anlamına gelmez.
Araştırmada yaş ilerledikçe aterosklerozun yaygınlığının da arttığı görüldü. En ileri yaş grubunda, 60-70 yaşlarındaki katılımcıların yaklaşık onda dokuzunda sessiz ateroskleroz bulgusu saptandı. Böylece çalışma, damar plaklarının yalnızca ileri yaşlarda ortaya çıkmadığını, erken yetişkinlikten itibaren görülebildiğini ve yaşla birlikte daha yaygın hale geldiğini gösterdi.
Kadınlarla erkekler arasında da yaşa bağlı farklılıklar gözlendi. Genel olarak erkeklerde ateroskleroz bulguları daha erken yaşlarda görülürken kadınlarda yaygınlık özellikle orta yaş döneminde belirgin biçimde arttı. Araştırmacılar, kadınlardaki bu değişimin menopoz dönemine denk gelen yaş aralığında hızlandığına dikkat çekti.
Bu farklılıklar, aterosklerozun gelişiminde yaşın yanı sıra biyolojik cinsiyetle ilişkili etkenlerin de rol oynayabileceğini düşündürüyor. Ancak bulgular, her kadının veya her erkeğin aynı yaşta aynı riskle karşılaşacağı anlamına gelmiyor. Bireysel risk, yalnızca yaş ve cinsiyete bakılarak belirlenemez.
Bilinen Risk Etkenleri Herkesi Yakalamıyor
Araştırmacılar, aterosklerozla LDL kolesterol yüksekliği ve yüksek tansiyon gibi geleneksel risk etkenleri arasındaki ilişkiyi de değerlendirdi. Beklendiği üzere, bu etkenlere sahip kişilerde damar plaklarına daha sık rastlandı. Buna rağmen bilinen risk faktörleri, özellikle genç yetişkinlerde plak bulunup bulunmadığını her zaman doğru biçimde öngöremedi.
Bu sonuç, kolesterolü normal sınırlarda olan veya yüksek tansiyon tanısı bulunmayan gençlerin damarlarında hiçbir plak oluşmayacağı varsayımının güvenilir olmadığını gösteriyor. Nitekim daha önce Finlandiya’da yürütülen ayrı bir araştırmada, 30 yaşın altındaki yetişkinlerin yaklaşık yüzde 5’inde boyun damarlarında plak saptanmıştı. Bu çalışmada 6 bin 692 kişi incelenmiş ve plakların 18 yaşından itibaren görülebildiği bildirilmişti.
Finlandiya’daki araştırma yalnızca boyun damarlarını incelemişti. REACT çalışması ise koroner damarların yanı sıra boyun ve bacaklardaki atardamarları da değerlendirdiği için daha geniş bir damar haritası sundu. İki araştırmanın yöntemleri ve katılımcıları farklı olduğundan, oranları doğrudan birbirinin karşılığı olarak değerlendirmek doğru olmaz. Bununla birlikte, her iki çalışma da aterosklerozun genç yetişkinlik döneminde başlayabildiğini destekliyor.
Burada önemli bir ayrım var: Geleneksel risk faktörlerinin plak varlığını kusursuz biçimde öngörememesi, bu faktörlerin önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Yüksek LDL kolesterol, hipertansiyon ve sigara kullanımı kalp ve damar hastalıkları açısından önemini koruyor. Araştırmanın gösterdiği nokta, bu etkenlere bakılarak yapılan değerlendirmelerin damarların mevcut durumunu her zaman eksiksiz biçimde yansıtamayabileceği.
Erken Teşhis Herkese Tarama Yapılması Demek Değil
Damar plaklarının erken yaşlarda saptanabilmesi, önleyici sağlık uygulamalarının ne zaman ve kimlere yönelik olması gerektiği sorusunu gündeme getiriyor. Bir kişide aterosklerozun erken evrede belirlenmesi, kolesterol düzeylerinin değerlendirilmesi, tansiyon kontrolü ve yaşam tarzı değişikliklerinin planlanması açısından ek bilgi sağlayabilir. Gerektiğinde ilaç tedavisi de kişinin toplam kalp ve damar riski dikkate alınarak değerlendirilebilir.
Bununla birlikte, araştırmanın sonuçları bütün genç yetişkinlere bilgisayarlı tomografi anjiyografisi veya damar ultrasonografisi yapılması gerektiğini kanıtlamıyor. Bir tarama programının yararlı sayılabilmesi için yalnızca hastalık bulgularını saptaması yeterli değildir. Erken teşhisin kalp krizi, felç veya ölüm oranlarını azaltıp azaltmadığı; yanlış pozitif sonuçların, gereksiz ileri incelemelerin ve tedavilerin oluşturabileceği zararlarla birlikte değerlendirilmelidir.
Özellikle bilgisayarlı tomografi anjiyografisi radyasyon maruziyeti ve kontrast madde kullanımı gibi konuları gündeme getirir. Bu nedenle böyle bir incelemenin gerekip gerekmediği, kişinin klinik durumuna ve tıbbi değerlendirmeye göre belirlenmelidir. Araştırmada sessiz aterosklerozun yaygın bulunması, belirtisi olmayan herkesin görüntüleme yaptırmasını tek başına haklı çıkarmaz.
Çalışmanın önemli bir sınırlaması da bulguların Danimarka ve İspanya’da yaşayan katılımcılardan elde edilmiş olmasıdır. Sonuçların farklı ülkelerde, farklı beslenme alışkanlıklarına ve sağlık koşullarına sahip topluluklarda ne ölçüde benzerlik göstereceği ayrıca araştırılmalıdır. Ayrıca bu aşamadaki yaygınlık verileri, tek başına hangi önleyici yaklaşımın uzun vadede daha fazla kalp krizini veya felci önleyeceğini göstermez.
Kalp Sağlığı İçin Erken Başlamak Önemli
Aterosklerozun erken yetişkinlikte görülebilmesi, kalp ve damar sağlığını korumak için ileri yaşları beklememek gerektiğini hatırlatıyor. Sigara kullanmamak, dengeli beslenmek, düzenli fiziksel aktivitede bulunmak, kan basıncını ve kolesterol düzeylerini takip etmek, diyabet gibi durumları uygun biçimde yönetmek uzun vadeli riskin azaltılmasına katkı sağlayabilir.
Ailede erken yaşta kalp ve damar hastalığı öyküsü bulunması da değerlendirmede önem taşır. Bununla birlikte, herkes için aynı sıklıkta test yapılmasını veya aynı tedavinin uygulanmasını gerektiren tek bir yaklaşım yoktur. Koruyucu sağlık kararlarının yaş, aile öyküsü, mevcut hastalıklar, kan değerleri ve diğer risk etkenleri birlikte değerlendirilerek alınması gerekir.
Danimarka ve İspanya’da yürütülen REACT araştırmasının temel mesajı, gençlerin damarlarında plak bulunmasının kaçınılmaz olarak ağır bir hastalıkla sonuçlanacağı değil, aterosklerozun belirtiler ortaya çıkmadan yıllar önce başlayabildiğidir. Bulgular, geleneksel risk değerlendirmelerinin yanında damar sağlığını daha ayrıntılı anlamaya yönelik araştırmaların önemini ortaya koyuyor.
Araştırmacıların önünde şimdi daha kapsamlı bir soru bulunuyor: Görüntüleme yöntemleriyle erken dönemde saptanan plaklar, kişilerin gelecekteki kalp ve damar olaylarını ne ölçüde öngörebiliyor ve bu bilgi hangi kişilerde tedavi kararlarını gerçekten değiştirebiliyor? Bu soruların yanıtlanması, erken teşhisin kimlere ve hangi koşullarda yarar sağlayacağını belirlemek açısından kritik önem taşıyor.
Bu içeriği beğendiyseniz lütfen çevrenizle paylaşınız…