e-BİLGİ, e-MAGAZİN

Hitler’in Gizli Hastalıkları ve İlaç Dünyası

hitlerin-gizli-hastaliklari-ve-ilac-dunyasi

İlaçlar Kararlarını Değiştirdi mi?..

00:16:26

Diktatörün Güvendiği Doktor

Adolf Hitler, Nazi Almanyası’nın lideri olarak milyonlarca insanın hayatını etkileyen kararlar aldı. Ancak kamuoyuna yansıyan askerî üniformalarının, kalabalıklara seslendiği mitinglerin ve propaganda görüntülerinin arkasında, sağlığı konusunda sürekli endişelenen, sindirim sorunlarıyla uğraşan ve giderek daha fazla tıbbi müdahaleye başvuran bir insan vardı. Hayatının son yıllarında Hitler‘in sağlık durumu, kişisel doktoru Theodor Morell‘in uyguladığı alışılmadık tedaviler ve kullandığı ilaçların çeşitliliği nedeniyle tarihçilerin ve tıp araştırmacılarının ilgisini çekti…

Morell, 1936 yılında Hitler‘in çevresine girdi. Doktor, Hitler‘in yakın çevresindeki bazı isimleri tedavi ettikten sonra onun güvenini kazanmıştı. Hitler‘in sindirim şikâyetlerini hafiflettiği düşünülen tedaviler, aralarındaki ilişkinin güçlenmesine yardımcı oldu. Morell, 1937’den itibaren Hitler‘in başlıca doktoru hâline geldi ve savaşın sonuna kadar liderin sağlık hizmetlerinde ayrıcalıklı bir konumda kaldı.

Morell‘in mesleki geçmişi ve uygulamaları tartışmalıydı. Geleneksel tıp yöntemlerinin yanında vitamin karışımları, hormon preparatları, uyarıcılar ve çeşitli enjeksiyonlar kullanıyordu. Bazı tedavileri, dönemin tıp anlayışı içinde bile alışılmadık bulunuyordu. Bununla birlikte Hitler‘in kendisini iyi hissetmesini sağlayan uygulamalara bağlılığı, Morell‘in diğer doktorların itirazlarına rağmen konumunu korumasına yardımcı oldu.

Bu ilişkinin dikkat çekici yönü, yalnızca bir diktatörün doktoruna duyduğu güven değildi. Hitler‘in sağlık sorunlarıyla baş etme biçimi, zamanla çok sayıda ilacın ve preparatın kullanıldığı karmaşık bir tedavi düzenine dönüştü. Morell‘in tuttuğu tıbbi kayıtlar, bu düzenin ayrıntılarını anlamak bakımından önemli bir tarihsel kaynak oluşturuyor.

Bağırsak Sorunlarından Başlayan Hikâye

Hitler‘in uzun süredir sindirim sistemi şikâyetleri yaşadığı biliniyor. Karın ağrısı, bağırsak gazı ve şişkinlik gibi sorunlar, kişisel doktorunun kayıtlarında ve çevresindeki kişilerin anlatımlarında yer alıyor. Hitler’in sağlık durumuyla yakından ilgilenmesi, vücudundaki değişiklikleri dikkatle izlemesi ve zaman zaman ciddi hastalıklara yakalanacağı korkusuna kapılması da dönemin tanıklıklarında anlatılan özellikleri arasındaydı.

Hitler‘in vejetaryen beslenmesi, sindirim sorunlarıyla ilgili tartışmalarda sıkça gündeme geliyor. Baklagiller, bazı sebzeler ve lif bakımından zengin besinler, kişiden kişiye değişmekle birlikte bağırsaklarda gaz oluşumunu artırabilir. Ancak Hitler‘in şikâyetlerini yalnızca beslenme biçimine bağlamak mümkün değil. Sorunlarının bütün nedenlerini açıklayacak kapsamlı bir klinik değerlendirme elimizde bulunmuyor.

Morell, bu şikâyetleri hafifletmek amacıyla çeşitli ilaçlar ve preparatlar kullandı. Bunlardan en dikkat çekicilerinden biri, Dr. Köster‘in gaz giderici haplarıydı. Bu hapların içeriğinde striknin ve atropin gibi farmakolojik açıdan önemli maddeler bulunuyordu.

Striknin, sinir sistemi üzerinde etkili olan ve yüksek dozlarda ölümcül zehirlenmeye yol açabilen bir maddedir. Atropin ise belirli tıbbi durumlarda kullanılan, ancak dozu ve kullanım koşulları önem taşıyan bir bileşiktir. Bu maddelerin bir dönemin ilaçlarında yer alması, söz konusu ürünün güvenli olduğu anlamına gelmez. Öte yandan, bir preparatta zehirli bir maddenin bulunması da tek başına kişinin zehirlendiğini kanıtlamaz; doz, kullanım sıklığı ve diğer etkenler belirleyicidir.

Hitler‘in kullandığı hapların içeriğinin diğer doktorlar tarafından incelenmesi, Morell‘in tedavileri üzerindeki tartışmaları büyüttü. Doktorlar arasındaki anlaşmazlık, Hitler‘in sağlık hizmetlerini kimin yöneteceği meselesine kadar uzandı. Hitler‘in Morell‘i savunması ve diğer hekimlerin eleştirilerine rağmen onunla çalışmayı sürdürmesi, kişisel güvenin tıbbi değerlendirmelerin önüne geçebildiği sıra dışı bir örnekti.

Vitaminlerden Uyarıcılara Uzanan Tedaviler

Morell‘in uygulamalarını yalnızca gaz giderici haplarla açıklamak mümkün değil. Hitler‘in tıbbi kayıtlarında vitaminler, hormonlar, çeşitli tonikler ve farklı amaçlarla kullanılan ilaçlar yer alıyor. Bunların arasında amfetamin içeren preparatlar ve burun bölgesine uygulanan kokain de bulunuyordu. Bazı dönemlerde ağrı kesiciler ve uyku ilaçları da tedavi düzeninin parçasıydı.

Burada önemli bir ayrım var: Hitler‘in yıllar içinde kullandığı bütün maddelerin aynı gün veya aynı anda verildiğini düşünmek yanlış olur. Morell‘in kayıtları, zaman içinde değişen ve farklı amaçlarla uygulanan çok sayıda tedaviyi kapsıyor. Bu nedenle kullanılan preparatların sayısını, her gün alınan ilaç sayısıyla karıştırmamak gerekiyor.

Amfetaminler, merkezi sinir sistemini uyaran maddelerdir. Kullanıldıkları dönemde bazı preparatlar yorgunluğu azaltmak ve uyanıklığı artırmak amacıyla tıbbi uygulamalarda yer alıyordu. Bununla birlikte bu maddeler uykusuzluk, huzursuzluk, kalp atışında hızlanma ve başka yan etkiler oluşturabilir. Yüksek dozlarda veya tekrarlanan kullanımlarda riskler artabilir.

Kokain de geçmişte bazı tıbbi işlemlerde, özellikle lokal anestezik olarak kullanılmıştır. Hitler‘in tedavisinde kokain içeren bir preparatın burun bölgesine uygulanması, tek başına onun bu maddeyi eğlence amacıyla kullandığını veya bağımlı olduğunu göstermez. Uygulamanın niteliği, dozu ve sıklığı dikkate alınmalıdır.

Morell‘in tedavileri arasında hormon preparatları ve hayvansal dokulardan elde edilen özler de bulunuyordu. Testis dokusundan elde edilen maddeler ve başka biyolojik preparatlar, dönemin bazı tedavi yaklaşımlarında kullanılıyordu. Bugünün tıbbi ölçütleriyle bakıldığında bu uygulamaların bir bölümü bilimsel dayanak ve güvenlik bakımından ciddi sorular doğuruyor.

Morell‘in Hitler‘e ne sıklıkla enjeksiyon yaptığına ilişkin kayıtlar, özellikle savaşın ilerleyen yıllarında yoğun bir ilaç kullanımına işaret ediyor. Ancak bu kayıtları, Hitler‘in her gün aynı maddeleri aldığı veya bütün ilaçların aynı derecede risk taşıdığı biçiminde yorumlamak doğru değil. Preparatların bileşimi ve kullanım amaçları birbirinden farklıydı.

Doktoruna Bağlı Bir Lider

Morell‘in Hitler üzerindeki etkisi, yalnızca reçete yazan bir doktorun rolüyle sınırlı değildi. Hitler‘in sağlık sorunlarıyla ilgili endişeleri, tedavilerden beklentileri ve kendisini iyi hissettiğinde bunları sürdürme isteği, doktor-hasta ilişkisinin biçimini belirliyordu.

Morell‘in tıbbi kayıtları, Hitler‘in bazı ilaçları yararlı bulduğunu ve tedavilerin devamını istediğini düşündürüyor. Bununla birlikte Hitler‘in ilaç kullanımını nasıl değerlendirdiği ve hangi maddeleri ne ölçüde talep ettiği konusunda bütün soruları yanıtlayan bir belge dizisi bulunmuyor.

Tarihsel anlatılarda Morell‘in Hitler‘i ilaçlara bağımlı hâle getirdiği sıkça ileri sürülüyor. Burada bağımlılık kavramını dikkatli kullanmak gerekiyor. Bir hastanın belirli bir tedaviye güvenmesi, o tedaviyi sürekli istemesi ve fizyolojik bağımlılık geliştirmesi aynı şey değildir. Bazı maddeler, özellikle belirli uyarıcılar ve opioidler, tekrarlanan kullanımda bağımlılık oluşturabilir. Ancak Hitler’in kullandığı her preparat için böyle bir sonuca varılamaz.

Yine de Morell‘in konumu, Nazi yönetimindeki kişisel ilişkilerin nasıl işlediğine dair dikkat çekici bir örnek sunuyor. Hitler‘in güvenini kazanan doktor, başka hekimlerin eleştirilerine rağmen uzun süre ayrıcalıklı bir konumda kaldı. Tıbbi kararların bağımsız uzman değerlendirmeleriyle değil, büyük ölçüde liderin tercihlerine ve kişisel güven ilişkilerine göre şekillenebilmesi, bu hikâyenin önemli yönlerinden biri.

Titreyen Elin Ardındaki Hastalık

Hitler‘in sağlık durumuyla ilgili en çok tartışılan konulardan biri, savaşın son yıllarında belirginleşen fiziksel değişimlerdi. Dönemin fotoğrafları ve haber filmi kayıtlarında özellikle sol elinde titreme, hareketlerinde yavaşlama ve duruşunda değişiklikler görülüyor. Bu görüntüler, Hitler‘in Parkinson hastalığı geçirip geçirmediği sorusunu gündeme getirdi.

Parkinson hastalığı, hareketlerin kontrolünü etkileyen nörolojik bir hastalıktır. İstirahat hâlinde titreme, hareketlerde yavaşlama, kas sertliği ve denge sorunları sık görülen belirtiler arasındadır. Hitler‘in savaşın ilerleyen dönemlerinde görülen belirtileri, bazı araştırmacılar tarafından Parkinsonizmle ilişkilendirildi. Parkinsonizm, Parkinson hastalığına benzeyen hareket belirtilerini tanımlayan daha geniş bir kavramdır; tek başına kesin bir hastalık tanısı anlamına gelmez.

Hitler‘in görüntülerindeki titremenin gerçekliğiyle, bu titremenin nedenini birbirinden ayırmak gerekiyor. Savaşın son dönemine ait tarihsel kayıtlar, fiziksel belirtilerin varlığına ilişkin önemli kanıtlar sunuyor. Ancak görüntülerden hareketle kesin bir teşhis koymak mümkün değil. Ayrıca internette dolaşan her videonun özgün hızda olduğu veya doğru tarih ve bağlamla sunulduğu varsayılamaz. Özellikle Hitler‘in 1936 Berlin Olimpiyatları‘nda titrer gibi göründüğü iddia edilen görüntüler, ayrıca doğrulanmadan hastalık kanıtı olarak kullanılmamalı.

Geriye dönük tıbbi değerlendirmelerde Parkinson hastalığı ihtimali öne çıksa da kesinlik yok. Hitler‘in muayeneleri, tedavi kayıtları ve yakın çevresinin tanıklıkları bazı belirtileri açıklamaya yardımcı oluyor; fakat günümüzdeki koşullarda yapılacak kapsamlı bir nörolojik değerlendirme o dönemde gerçekleştirilemedi. Bu nedenle tarihsel kayıtlar üzerinden yapılan teşhisler, doğaları gereği belirli bir belirsizlik taşıyor.

İlaçlar Kararlarını Değiştirdi mi?

Hitler‘in ilaç kullanımıyla ilgili tartışmaların en hassas noktası, bu tedavilerin onun davranışlarını ve savaş yönetimini etkileyip etkilemediği. Bazı yazarlar, özellikle uyarıcıların ve diğer ilaçların olası etkilerinin Hitler‘in ruh hâlinde, uyku düzeninde ve karar alma süreçlerinde rol oynamış olabileceğini savunuyor. Bu ihtimal bütünüyle göz ardı edilemez. Ancak bir ihtimalin bulunması, tarihsel olayların bu nedenle gerçekleştiğini kanıtlamaz.

Uyarıcılar uykuyu bozabilir, huzursuzluğu artırabilir ve bazı koşullarda düşünme biçimini etkileyebilir. Diğer ilaçların yan etkileri de kullanılan maddeye, doza, kişinin sağlık durumuna ve eş zamanlı tedavilere bağlıdır. Hitler‘in çok sayıda preparat kullanmış olması, bu etkilerin araştırılmasını anlamlı kılıyor. Buna karşılık hangi ilacın hangi tarihte, hangi dozda ve hangi davranış üzerinde ne ölçüde etkili olduğunu kesin biçimde ortaya koymak son derece güç.

Hitler‘in askerî kararlarını yalnızca ilaçların etkisiyle açıklamak, Nazi yönetiminin işleyişini ve savaşın tarihsel koşullarını göz ardı etmek olur. Hitler‘in profesyonel askerlerin tavsiyelerine karşı tutumu, düşmanlarının kapasitesini değerlendirme biçimi, ideolojik saplantıları ve stratejik hataları, savaşın gidişatını anlamada çok daha geniş bir çerçevenin parçalarıdır.

Morell‘in tedavilerinin Hitler‘in sağlığına zarar vermiş olması mümkündür. Bazı ilaçların riskleri ve kullanım biçimleri bu ihtimali ciddiye almayı gerektiriyor. Ancak bunların Hitler‘in kararlarını bozduğu veya Nazi Almanyası’nın yenilgisini hızlandırdığı sonucuna ulaşmak için yeterli kanıt bulunmuyor.

Diktatörün Sağlığı ve Tarihin Sınırları

Hitler‘in son yıllarına ait tıbbi kayıtlar, iktidarın en üstündeki kişinin de bedensel sorunlardan, hastalık korkusundan ve tedavilerin belirsizliğinden kaçamadığını gösteriyor. Morell‘in uyguladığı yöntemler, bir yandan dönemin tıp anlayışını ve ilaç piyasasını yansıtırken diğer yandan kişisel nüfuzun tıbbi kararlar üzerindeki etkisini ortaya koyuyor.

Bu hikâyeyi ilginç kılan, Hitler‘in kullandığı ilaçların uzun bir listesinden ibaret değil. Asıl mesele, kendisini güçlü ve yenilmez göstermeye çalışan bir liderin, sağlığı konusunda giderek daha fazla tedaviye yönelmesi ve doktoruyla kurduğu ilişkinin yıllarca sürmesi. Buna savaşın son dönemindeki titreme görüntüleri ve Parkinsonizm ihtimali de eklendiğinde, tarihsel belgelerle tıbbi yorumların kesiştiği karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor.

Yine de bu tabloyu sansasyonel bir sonuca bağlamak gerekmiyor. Morell‘in ilaçları Hitler‘in fiziksel durumunu etkilemiş olabilir; ancak her belirtinin nedenini kesin olarak bilmiyoruz. Hitler‘in sağlık sorunlarını anlamak, onun siyasi ve askerî sorumluluğunu azaltmadığı gibi, Nazi rejiminin çöküşünü tek bir doktorun tedavilerine bağlamayı da haklı çıkarmaz. Belgelerin gösterdiğiyle varsayımların izin verdiği alanı birbirinden ayırmak, bu sıra dışı hikâyeyi doğru anlatmanın en güvenilir yoludur.

Bu içeriği beğendiyseniz lütfen çevrenizle paylaşınız…
Etiketler:
error: İçerik korunmaktadır !!